İnanç Sözleşmesi ve Sözleşmelerden Kaynaklanan Tapu İptal Tescil Davası

İnanç Sözleşmesi ve Sözlesmeden Kaynaklanan Tapu İptal Tescil Davasi

İnanç sözleşmesi, inananın, bir hakkını, belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılan kişinin de, inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmelerdir. Başka bir söyleyişle,  A, aldığı borç para karşılığında B isimli şahsa, taşınmazını ileride iade olunmak üzere tapuda devretmiştir. A’nın, ödünç aldığı parayı geri vererek, taşınmazının kendisine temlik edilmesini isteme konusunda bir alacak hakkı, B ‘nin ise, borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek konusunda bir borcu oluşmuştur.

Para borcu ödenmesine rağmen taşınmaz geri iade edilmezse açılacak dava da, inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil davası olup, taşınmazın 3. Bir kişiye devri halinde, aynı zamanda bu devrin de kötüniyetli yani  muvazaalı olduğu savıyla, ona da aynı davada husumet yöneltilebilir.

İnanç sözleşmesinin yazılı bir belge (noter evrakı ya da tanıklar huzurunda imzalı adi yazılı bir belge gibi), yazılı delil başlangıcı sayılabilecek bir belge ile ya da dava sırasında davalı tarafından sözleşmenin kabul edilmesine ilişkin bir beyan ya da onun eli ürünü olduğu açık olan bir belge ile ispatlanması gerekir. Bu belgenin taşınmazın tescil tarihinden önce ya da sonra düzenlenen bir belge olması aranmadığı gibi, sadece tanıkla ispat kuralı da bu davalar bakımından yeterli değildir. Ancak, yazılı delil başlangıcı varsa, tanık ifadesine  başvurulabilir. Yine, konusu menkul  yada tapusuz bir taşınmaza ilişkin inançlı devirler, hiçbir şekle bağlı olmadan zilyetliğin devri suretiyle gerçekleştirildiğinden, bu işlem de, tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir.

Belirli bir süre için imzalanan inanç sözleşmeleri, bu sürenin geçmesi ile sona ermez. Süre geçmiş olsa bile, iade borcu düşmez, iade için dava açılabilir. En önemlisi, bu tür bir sözleşmeye, kararlaştırılan süre içinde borcun ödenmemesi halinde, tapunun ya da sözleşme konusunun devralana geçeceği, devredenin dava açamayacağı şeklinde bir madde konulamaz, ki konulsa bile bu durum tefeciliği teşvik edici mahiyeti nedeniyle,  ahlaka ve  medeni yasanın emredici hükümlerine aykırılık teşkil eder ve sözleşme mutlak butlanla batıl hale gelir.

İnanç sözleşmesinin varlığı nedeniyle açılan davada, davalının verdiği borç para miktarı faizi ile bilirkişilere hesaplattırılır, söz konusu bedel, davacı tarafından mahkeme veznesine depo ettirildikten sonra,  mahkemece, bedelin davalıya ödenmesi şartıyla, birlikte ifa suretiyle, davalı adına mevcut tapu kaydının iptali ve davacı üzerine tesciline karar verilir.  Yine, süreli inanç sözleşmesi gereği alacaklı taraf ödeme günü gelince, alacağını elde etmek için isterse, teminat için temlik edilen şeyi ‘ifa uğruna edim’  olarak kendisi alıkoyabileceği gibi, o şeyi açık arttırma yoluyla veya serbestçe satıp bedelinden alma yoluna da başvurabilir.

İnanç sözleşmesinde temlik alan, öngörülen ifa süresi içinde sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla, temlik konusunu 3. Bir şahsa muvazaalı olarak geçirirse, bu kişinin de ilk temlik alanla birlikte hasım gösterilerek tapu iptal- tescil davasında davalı olması mümkündür. Devralırken iyiniyetli olmadığı, inanılan  ile işbirliği içinde olduğu, yani 2. Devir işleminin muvazaalı olduğu her türlü delil ile ispat edilerek tapunun iptali talep edilebilir.

EMSAL YARGITAY KARARI

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı, 14.07.2010-14/394-395

‘Dava konusu payın ilişkin bulunduğu 1090 parsel nolu taşınmazın tamamının, davacı adına kayıtlı iken, 13.04.1992 tarihinde satış gösterilerek davalıya devredildiği, daha sonra taraflar arasında davada dayanılan  inançlı işleme konu olan 09.02.1993 tanzim tarihli adi yazılı belgenin düzenlendiği, belgedeki imzaların taraflara ait olduğunun, 18.06.2008 tarihli ATK raporu ile anlaşıldığı, belge içeriğinde aynen; ‘…Güvercinlik mevkiinde bulunan 3000 m2 miktarındaki tarlanın tamamını tapudan Mehmet Akgedik’e devrettim. Tapuda bölme işlemi olmadığından dolayı bu işlem yapılmış olup, Mehmet Akgedik iş bu senet gereğince 700 m2 miktarlı taşınmazın tapusunu ileride Mehmet Çulcu’ya devredecektir. Bunun dışında Mehmet Çulcu ve Mehmet Akgedik arasında herhangi bir alacak ve verecek mevzusu yoktur. Tapunun 700 m2 miktarının devredilmemesi halinde ise, iş bu senet ve anlaşma gereğince Mehmet Çulcu o tarihteki tarlanın rayiç bedeli üzerinden bedelini almayı hak kazanmıştır…’ yazdığı hususlarında çekişme yoktur. Her ne kadar söz konusu  belge işlem tarihinden sonraki bir tarihte düzenlenmiş olsa da, 05.02.1947-20/6 sayılı İBK da belgenin yazılı olmasından başkaca şart aranmadığı, dolayısıyla inanç sözleşmesinin tarihinin işlem tarihinden önce veya sonra olmasının sonuca etkili olmayacağı ve hakkın elde edilmesini kısıtlamayacağı, yemin , ikrar, kabul ve yazılı delil başlangıcı gibi delillerin de işlem tarihinden sonraki bir tarihten sonra ortaya çıkan deliller olmalarına rağmen ispat vasıtası olarak kullanıldıkları,

Olayda tarafların imzasını içeren adi yazılı belgenin de inanç sözleşmesi olduğu, tarihinin tapu devrinden sonraya ilişkin bulunmasının sonuca etkili olmadığı, dolayısıyla ispat vasıtası olarak ileri sürülmesinde bir engel bulunmadığı kabul edilerek, dosyada mevcut deliller doğrultusunda çekişmenin esasının incelenerek bir hüküm kurulması gerekirken, red kararı verilmesi ve bu karada direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.’

Tags: