Ana Babanın Çocuk Mallarındaki Temsil Yetkisinin Sınırları Nelerdir?

Ana Babanın Çocuk Mallarındaki Temsil Yetkisinin Sınırları Nelerdir?

Ana babanın çocuğa ilişkin velayet hakkı ve buna bağlı olarak temsil yetkisi ellerinden alınmadığı sürece Aile Mahkemesinden izin alınması gerekmeden hukuki işlemlerde çocuğu temsil edebilmesi mümkündür.

Çocuk ayırt etme gücüne sahipse, onu temsilen yapılacak işlemler yapılmadan önce yada işlem yapıldığı esnada bilgilendirilmeli, görüş ve düşünceleri alınmalıdır. Medeni Yasa Madde 450. : ‘’vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse, vasi önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde onun görüşünü almakla yükümlüdür’’ diyerek bu konuya vurgu yaptığı gibi Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin 12. Maddesinin 1. Bendinde : ‘’görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini açıklamada, bu görüşlerde çocuğun yaşı ve olgunluğuna gereken özenin gösterilmesi’’ hükmü yer almaktadır.

Ana babanın velayet hakkına dayanarak çocuğu 3. Kişilerle olan hukuki ilişkilerde temsiline ilişkin Yargıtay’ın son yıllardaki içtihatları da ‘ergin çocuğun kısıtlanarak ana babanın velayetinin altına alındığı durumda dahi velinin vesayet makamından izin alması gerekmediği’’ yönünde şekillenmiştir. Ayırt etme gücüne haiz çocuğun yaptığı hukuki işleme ana baba tarafından izin ya da onay vererek ya da işleme bizzat katılarak işlemi geçerli hale getirebilir. Medeni Yasada, çocuğun temsiline ilişkin hükümleri, kısıtlıların temsiline ilişkin hükümlere gönderme yaparak düzenlenmiş olup bunun tek istisnası M.K. 342’de yer alan ‘’vesayet makamının iznini gerektiren hususlar’’ olarak belirlenmiştir.

Esasen velayet hakkına sahip ana baba 3. Kişilere karşı çocuğu hukuki işlemlerlde temsil yetkisine sahip olmakla birlikte çocuk adına önemli miktarda bağışlamada bulunamaz, vakıf kuramaz, kefil olamaz, rekabet yasağı sözleşmesi yapamaz. Ana babanın temsil yetkisini kullanırken çocuğun yüksek yararını öncelikli olarak gözetmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki temsil yetkisinin sınırını çocuğun yüksek menfaati belirler. Çocuk ana babasının yasal temsilcisi olarak onun adına yaptığı hukuki işlemlerden doğan borçlardan ve ana babanın onay ve rızası ile kendi başına yapmış olduğu hukuki işlemlerden doğan borçlardan kendi mal varlığı ile sorumludur. Ancak ana babanın çocuğun bakım, gözetim ve eğitim yükümlülüğü kapsamında çocuk için, çocuk yararına ama kendi adlarına yapmış olduğu bir hukuki işlemden doğan sorumluluk ana babaya ait olur.

Ayırt etme gücüne sahip çocuk, velayeti kendilerinde olan ana babasının açık ya da örtülü izni veya sonradan onay vermesi halinde yükümlülük altına girebilir. Kendisine ait bir haktn vaz geçebilir. Eğer yapılan işlem, işlemin diğer tarafının belirlediği ya da hakimin belirleyeceği uygun bir süre içinde onanmazsa, işlemin diğer tarafı bununla bağlı olmaktan kurtulur. Ana babanın onaylamadığı işlemlerde taraflar verdiğini geri isteyebilirse de velayet altındaki küçük, yalnızca kendi yararına harcanan ya da geri isteme anında mal varlığında oluşan zenginleşme miktarı ile yahut iyi niyetli olmadan elden çıkarmış olduğu miktardan sorumludur. Eğer çocuğa ana babası tarafından bir meslek ya da sanatı yürütebilmesi için izin verilmişse buna yönelik olağan tüm işlemleri yapabilir, bundan dolayı tüm malvalığı ile sorumlu olur.

Az yukarıda velayet hakkına sahip ana babanın çocuk adına önemli miktarda bağışlamada bulunmasının, vakıf kurmasının, kefil olmasının, rekabet yasağı sözleşmesi yapmasının yasak olduğunu belirtmiştik. Belirtmek gerekir ki bu işlemler çocuk adına yapılamayacağı gibi, çocuğun kendi başına yapmış olduğu bu işlemlere ana baba tarafından onay verilerek de bu işlemler geçerli hale getirilemez. Bu işlemlerin çocuk için atanmış Kayyım aracılığıyla da yapılması imkansızdır. Ancak çocuğun kefalet sözleşmesinde alacaklı taraf olması, kendi ekonomik gücü sınırlarında basit, olağan bağışlamada bulunması ya da ayırt etme gücüne sahip olarak 15 yaşını doldurması halinde vasiyetname yaparak vakıf kurması mümkün olabilmektedir. Kısacası ayırt etme gücü olan çocuk kefalet, bağışlama, vakıf kurma ve rekabet yasağı sözleşmesi haricinde kendisini borç altına sokan her türlü işlemi ana babasının rızası ile yapabilir.

Buna karşın ayırt etme gücü olmayan tam ehliyetsiz çocuğun temsilcisi tarafından çocuğun yaptığı iş ve işlemin daha sonradan izin ya da onay ile geçerli hale getirilmesi ise mümkün değildir. Yasal temsilci olan velayet hakkına sahip ana babanın, işlem yapmadan önce çocuğa izin vererek işlemi geçerli hale getirmesi mümkündür. Bu izin alınmadan çocuk tarafından yapılan işlemlerde ise, onay süresince işlem askıda hükümsüz olup izin alınmadığı sürece çocuk açısından hüküm doğmaz. Ancak işlemin karşı tarafı işlemle bağlıdır. Başvuru halinde hakimin verdiği süre içerisinde yasal temsilcinin onay vermesi halinde işlem baştan itibaren geçerli bir hukuki işlemmiş gibi geçerlilik kazanır. Yasal temsilci olan ana babanın onay vermediği ya da sürenin susarak geçirildiği durumda ise tek taraflı bağlayıcılık da sona ererek işlem baştan itibaren hükümsüzleşir ve karşı taraf da buna bağlı olmaktan kurtulur.

Ayırt etme gücüne sahip küçükler, kendilerini borç altına sokmayan, kazandırıcı, karşılıksız hukuki işlemleri yasal temsilcilerinin rızasına gerek olmadan yapabilirler. Yine ayırt etme gücüne sahip çocuk, kişilik hakları ile ilgili işlem yaparken velisinin rızasını almak zorunda değildir. Bu haklar, veli tarafından çocuk adına kullanılamaz. Fakat sınırlı ehliyetsizlerde evlenme, nişanlanma, evlilik dışı çocuğu tanıma, mal rejimi sözleşmesi yapma, derneğe üye olma, ölüme bağlı tasarrufta bulunma gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılmasında velinin rızası aranır. Kişiliği koruyan, isim ve yaş tashihi davaları, acil olmayan tıbbi müdahalelere izin verme gibi haklar ise hem çocuk tarafından hem de çocuk adına veli tarafından kullanılabilir. Çocuğun borçtan kurtulabilmesine yönelik sözleşme yapması mümkündür. Yine çocuk, bir miras sözleşmesinde ölüme bağlı tasarruftan yararlanan taraf olabilir.

Sınırlı ehliyetsiz çocuk, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarında, bir meslek veya sanatla uğraşma izni verilen işlemlerle ilgili davalarda ve tasarruf yetkisi kendisine verilmiş olan davalarda, dava ehliyetine sahip olarak davacı ya da davalı olabilir.

Ayırt etme gücüne sahip çocuklar, kendi işlemlerinden ve haksız fiillerinden doğan zararlardan kendi mal varlıkları ile kişisel olarak sorumludur. Yine çocuk kendi mal varlığı üzerinde yaptığı hukuki işlemlerden doğan borçlardan kendi mal varlığı ile sorumludur. Fakat ayırt etme gücü olan çocuğun ana babasının rızası ve onayı ile yaptığı işlemlerden dolayı borç altına girmesi halinde ana baba da yasal temsilci olarak sorumludurlar.

Ayırt etme gücü olmayan çocukların ise, hukuki, işlem yolu ile hak kazanmaları ve borç altına girmeleri mümkün olmayıp yapılan işlemler kesin hükümsüzdür. Bununla birlikte yapmış olduğu haksız fiiller ve borca aykırı davranışlar sebebiyle sorumlu da olmamaktadır. Yani ancak yasal temsilcisi aracılığıyla hak kazanması ya da borç altına girmesi mümkün olur. Ayırt etme gücü olmayan tam ehliyetsiz çocukların evlenme, nişanlanma gibi şahsa sıkı sıkıya bağlı işlemleri yasal temsilcinin de yapma yetkisi yoktur. Her ne kadar çocuk ana babanın açık ya da örtülü izni ile ailesi adına hukuki işlemler yapabilir ve bu işlemler nedeni ile ana baba borç altına girerse de başlangıçta izin ya da sonradan onay vermezse işlem geçersiz hale geleceği gibi, tam ehliyetsiz olması halinde ise yapılan iş ve işlemler hukukuken de geçersizdir.

Tags: