Şartların mevcut olması halinde, yabancı bir gerçek kişi ya da Türk vatandaşlığından çıkarılan kişilerin de mirasçılık belgesi verilmesi talebinde bulunması mümkündür.
Bu konuyu açıklarken, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28. Maddesine deyinmemiz zorunludur. 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28. Maddesinde; ‘Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak zuretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve kendileri ile birlikte işlem gören çocukları, milli güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla askerlik hizmeti yapma yükümlülüğü, seçme ve seçilme, kamu görevlerini görme ve muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler’’ hükmünü içermektedir.
Buna göre daha önce doğumla Türk vatandaşı olup Bakanlar Kurulu izni ile Türk vatandaşlığından çıkan kişiler aynen Türk vatandaşları gibi miras haklarından yararlanmaya devam etmektedirler.
Bunun yanı sıra Türk Medeni Kanununda yabancı bir miras bırakan hakkında mirasçılık belgesi verilmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.Kendisinden mirasçılık belgesi talep edilen mahkemece dikkat edilmesi gereken, mirasçılık belgesi talebinde bulunan ile miras bırakan arasında irs (soy) ilişkisinin olup olmadığına bakılması gereğidir. Nitekim mirasbırakanın, yabancı bir devletin vatandaşı olması halinde MÖHUK 20. Maddesi uygulama alanı bulur. MÖHUK 20. Maddede, ‘’miras, vefat edenin milli hukukuna göre belirlenir’’ demektedir. MÖHUK 20. Maddenin, 1. Fıkrasının, 2. Cümlesinde ise; Türkiyede bulunan taşınmazlar hakkında Türk Hukukunun, taşınmazlar dışındaki mal varlığı içinse mirasbırakan kişinin milli hukukunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Mirasın açılması ölümle oluşur. Mirasın açılmasına, edinilmesine ve taksimine ilişkin hükümler ise terekenin bulunduğu yer hukukuna tabidir.
Yine yabancılık unsuru taşıyan miras davalarında, Türk Mahkemelerinin milletler arası yetkisi MÖHUK 43. Maddesinde düzenlenmiş olup; mirasa ilişkin davalar, ölenin Türkiyedeki son yerleşim yeri mahkemesinde, son yerleşim yerinin Türkiyede olmaması halinde terekeye dahil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür. Türk hukukunda, mirasçılık belgesi vermeye yetkili Türk mahkemesinin, yabancı miras bırakan hakkında yabancı hukuka tabi mirası için mirasçılık belgesi vermeyi engelleyen bir hüküm yoktur. Ayrıca kesin hüküm teşkil etmeyen, çekişmesiz olarak verilen mahkeme kararlarının Türk mahkemelerince tanınmasına ya da tenfizine hukuken imkan yoktur. Çünkü mirasçılık belgesi aksi ispat edilinceye kadar geçerlidir. Mirasçılık belgesinin doğru olmadığı herhangi bir davada ileri sürülebileceği gibi iptali ve yenisinin düzenlenmesi de istenebilir. Bu nedenle yabancı mahkemeler tarafından verilen mirasçılık belgesinin, Türk mahkemeleri tarafından tanınması ya da tenfizi yoluna gidilemez. Buna göre mirasbırakanın, yabancı bir devlet vatandaşı olması halinde mahkeme mirasçılık belgesi isteyen kişinin mirasbırakanla irs (soy) bağını gösteren, vatandaşı olduğu devlet mahkemeleri veya nüfus müdürlüğünce usulüne uygun düzenlenmiş, ilam ya da nüfus kayıtlarını sunmalarını istemeli; mirasçılık belgesi verilmesini isteyen davacıdan, menkul ya da gayrimenkul mallar hakkında mı yoksa her ikisi hakkında mı mirasçılık belgesi istediğini sormalı, taşınır mallar hakkında bir bilirkişi aracılığıyla miras bırakanın milli hukuku tespit edilmeli, taşınmazlar yönünden ise mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle vatandaşı olduğu devlet ile karşılıklılık durumunun olup olmadığı araştırılmalı ve gerektiğinde menkuller ve gayrimenkuller hakkında iki ayrı mirasçılık belgesi düzenlenmelidir.
Türkiyede bulunan taşınmazlar hakkında, Türk Hukukunun uygulanmasına ilişkin hüküm emredicidir. Ancak miras bırakanın Türk vatandaşı, mirasçılarının ise yabancı devlet vatandaşı olması halinde mirasçılık belgesi, Türk mahkemelerinden istenmek zorundadır ki bu halde Türk Hukuku uygulanır. Fakat mirasın, yabancı mirasçıya intikali noktasında mirasçının tabi olduğu ülke hukuku ile Türk Hukuku arasında yine karşılıklılık şartı aranmalıdır. Nitekim mirasın geçişi ve açılması, mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Mirasbırakanın vefat ettiği tarihte yabancı devlet vatandaşı olması ya da mirasçılarının yabancı devlet vatandaşı olması halinde; ölüm tarihi itibariyle yabancı devlet ile Türkiye arasında taşınmazlar yönünden karşılıklılık olup olmadığına bakılır. Eğer Türkiye ile yabancı devlet arasında hukuki ya da fiili karşılıklılık yok ise talep reddedilmelidir. Önemli olan nokta, murisin ölüm tarihi yani (mirasın mirasçılara intikal tarihi) esas alınarak karşılıklılık durumunun mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir.
Türk hukukuna göre; yabancı devlet vatandaşı olmak, mirasçı olmaya engel değildir. Miras bırakan Türk vatandaşı ise ve ölüm tarihi itibariyle mirasçıları arasında yabancı uyruklu olanlar varsa, yabancı uyruklu bu mirasçıların Türkiyede bulunan bir taşınmazı miras yoluyla kazanabilmeleri için Türk Hukuku uygulanır.
5444 Sayılı Kanunla değişik, 2644 Sayılı Tapu Kanunu madde 35’e göre; yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlmalara uyulmak kaydıyla taşınmaz edinebilirler. Karşılıklılık ilkesinin uygulanmasında; yabancı devletin taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına veya yabancı ülkelerde bu ülkelerin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerine tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına veya ticaret şirketlerine de tanınması esastır. 2644 Sayılı Tapu Kanununun 35. Maddesinin 5. Fıkrasında belirtilen; karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni hakların intikal işlemlerinin yapılarak tasfiye edileceğine dair hüküm bu kanunun yürürlüğe girdiği 26.07.2005 tarihinden sonra ölen mirasbırakanlar bakımından uygulanabilir. Karşılıklılık esası, en az iki devlet arasında uygulanan ve her birinin ülkelerinde diğerinin vatandaşına aynı mahiyetteki hakları karşılıklı olarak tanımalarını ifade eder. Yabancı ülke mevzuatında yasal bir engel olmamakla birlikte; Türk vatandaşlarının ülkede taşınmaz mal edinmeleri şu veya bu şekilde fiili uygulamalarla engelleniyorsa; Tapu Kanununun 35. Maddesinde açıklanan edinme engelinin bulunduğu ortadadır. Ayrıca yabancı ülke, taşınmazın bulunduğu yer bakımından izne bağlılık ve yasaklamalar getirmişse, Türk mevzuatı açısından yasal bir engel olmasa dahi o ülke vatandaşı olan yabancıların taşınmaz edinmesi kabul edilemez.
Kısaca davada bakılması gereken husus, murisin ölüm tarihine göre; iki devlet arasında, miras yoluyla taşınmazın kazanılabilmesi yönünde karşılıklılık ilkesinin hem yasal hemde fiili (eylemli) olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilemediğidir.
