Aile Konutu Kavramı ve Aile Konutu Üzerinde Eşin Hakkı
Aile konutu kavramı hukuk dünyamıza 4721 Sayılı Yeni Medeni Kanun ile girmiş bir kavramdır.
Aile konutu, eşlerin ve diğer aile fertlerinin ortak yaşamını birlikte devam ettirmek amacıyla süreklilik arz etmek suretiyle kullandıkları, acı ve tatlı günlerini içinde yaşadığı tüm aile yaşamlarının merkezi durumuna getirdikleri konut olarak tanımlanabilir.
Medeni Yasamızın 194., 240., 250., 279. Ve 652. Maddeleri Aile Konutuna ilişkin hukuktaki düzenlemeleri içermektedir. Eşlerin birden çok konutunun var olması halinde çocukların kaldığı konutun aile konutu olduğu kabul edilmektedir.
M.K. 194. Madde, eşlerden biri diğerinin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.
Eşlerden sadece birinin mülkiyetinde olsa dahi aile konutu ve içindeki eşyalar, tüm aile fertleri tarafından kullanılır ve tüm fertler bu mallar üzerinde birlikte zilyetliğe sahiptirler.
M.K. m. 194 hükmü ile; aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin bu konut üzerindeki bir kısım tasarrufları diğer eşin rızasına bağlanarak konut maliki olmayan eşin hakları yasa koyucu tarafından koruma altına alınmak istenmiştir. Konutun bir eşin kişisel malı ya da edinilmiş malı olup olmamasının bu hükmün uygulanması açısından önemi yoktur.
Ayrıca yüksek Yargıtay, aile konutu şerhi ile ilgili uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdiği kararlarında tapuda arsa olarak kayıtlı olmasına rağmen üzerinde aile konutu olarak kullanılan bina bulunan taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi verilebileceğine hükmederek söz konusu taşınmazların aile konutu olduğuna hükmetmiştir.
T.M.K. 194. Maddesi, aile konutu üzerinde ayni veya şahsi hakkı olmayan eşi ve çocukları korumak, barınma ihtiyaçlarının zarar görmesini engellemek amacıyla 4721 Sayılı Yasayla getirilmiş, 743 Sayılı yasada olmayan bir hükümdür.
Eşlerin birlikte yaşamaya bir süre ara vermeleri aile konutunun aile konutu olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Eşler ayrı yaşıyor olsalar da boşanma davası süresinde de aile konutları vardır. Hatta mahkemece ayrılık kararı verilmiş olması ya da eşler arasında birlikte yaşamaya ara verilmesi hallerinde eşlerin birlikte yaşama yükümlülüğü sona erse de M.K. 194 hükmünün uygulanması devam eder.
Konutun aile konutu olması özelliğinden dolayı T.M.K.’nun 194. Maddesinin koruyucu vasfından yararlanma hali, konutun aile konutu özelliğini yitirmesi halinde sona erer. Yine evliliğin sona ermesi halinde de yine M.K. 194. Maddesinin koruyuculuk vasfı sona erer. Evliliğin devam etmekte olmasına rağmen konutun aile konutu olma özelliğini kaybetmesi ve M.K. 194. Maddenin koruyuculuğundan yararlanması mümkün olmaz. Aile konutu üzerinde ayni veya nispi hakka sahip olmayan eş, aile konutunu süresiz terk etmişse ya da diğer eşle yaptıkları anlaşma sonucunda konutu nihai olarak diğer eşe bırakmışsa eşlerin anlaşması ile konut, aile konutu olmaktan çıkarılmışsa, eşler bir daha dönmemek üzere konutu terk etmişlerse konut, aile konutu olma vasfını kaybeder ve M.K. 194’ün koruyucu vasfından yararlanamaz. Malik olmayan eş, mahkemeden birlikte oturulan konutun aile konutu olduğunun tespitini ve bunun tapu kaydına şerh verilmesini talep edebilir.
Yine eşlerin müşterek konutu birlikte seçememeleri, uzlaşamamaları halinde Aile Mahkemesi hâkiminden müşterek konutun belirlenmesini isteyebilir.
Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Genel amaç aile konutunun maliki olan eşin ailenin barınma ihtiyacına zarar verici davranışlarının önüne geçmektir. Aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin hakkı, mülkiyet hakkına, üst hakkına, intifa veya oturma hakkına ya da bir kira sözleşmense dayanabilir.
Diğer eşin rızası, hak sahibi eşin sadece tasarruf işlemlerinde değil, borçlandırıcı işlemlerde de aranmalıdır.
Malik olmayan eşin rızasının arandığı hallere örnek olarak; satış, bir şirkete sermaye olarak özgüleme, bağış, trampa, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh verilmesi, 3. Kişi yararına intifa ya da oturma hakkı konulması, taşınmaz üzerinde ipotek tesisi, kira sözleşmesinin başkasına devri, başkası lehine kira sözleşmesi yapılması sayılabilir. Malik olmayan eşin rızası alınmadan yapılan bu işlemler kesin hükümsüz kabul edilmektedir. Yüksek Yargıtay, malik olmayan eşin rızası alınmadan yapılan işlemlerde, işlemin geçersiz olduğu ancak 3. Kişilerin iyi niyetli olmaları halinde (aile konutu olduğunu ve diğer eşin rızasının olmadığını bilmemeleri halinde ) kazanımlarının korunacağı görüşündedir.
Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası olmaksızın aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshetmişse aile konutunu devretmişse veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlamışsa bu işlemlerin iptali istenebilecektir. Kira sözleşmesinin diğer eşin rızasının alınmadan feshedilmesi halinde açılacak dava ile feshin geçersizliğinin tespiti, aile konutunun devri halinde devrin iptali ve tapu kaydının tekrar aile konutunun maliki olan eş adına tescili, ipotek veya intifa hakkı gibi bir hakkın tesisi halinde ise bu hakların kaldırılması talep edilecektir.
