Muris Muvazaası Davalarında Dikkat Edilecek Hususlar

  • Muris yaşamı esnasında var olan tüm mirasçıları arasında hak dengesini gözetecek şekilde taşınmazlarını var olan mirasçıları arasında paylaştırma amacıyla intikal ettirmişse, 2. Eşi temlik tarihinde mirasçı sıfatına haiz olmadığı ve aynı tarihte temlikte bulunmadığı başka mirasçısının varlığı söz konusu olmadığına göre murisin mal kaçırma amacı ve muris muvazaası söz konusu değildir.

 

  • Temlik tarihinde mirasçı olmayan ancak ölüm tarihinde mirasçı olan kişinin muvazaaya dayalı tapu iptali davası açabilmesi için miras bırakanın temlik tarihinde başka mirasçısının olması ya da varsa paylaştırma amcıyla temlikin yapıldığının anlaşılamaması halinin gerçekleşmiş olması gerekir. Salt, temliki işlemin yapıldığı tarihte davacının mirasçı olmaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilemez.

 

  • Taraf muvazaası ve muris muvazaası, tamamen birbirinden ayrı hukuki sebeplere dayanan, sonuç ve hükümleri ayrı olan dava türleri olup sebep birliği olmadığından, taraf muvazaası davası muris muvazaası davası yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceği gibi, derdestlik itirazına da esas alınamaz.

 

  • Miras bırakan tarafından taraf muvazaasına dayanarak açılan davaya onun ölümü üzerine davacı tarafından devam edilmesi o davaya muris muvazaası niteliğini kazandırmaz.

 

  • Muris muvazaası nispi muvazaa türüdür.

 

  • Muvazaalı sözleşmenin yapıldığı tarihte mirasçı konumunda olmayan ancak ölüm tarihinde mirasçı olan kişinin muvazaa iddiasında bulunması mümkündür. Yeter ki temlik tarihinde temlik dışı başka bir mirasçı bulunsun.

 

  • Muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkin dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin tarafları arasında ise muvazaa iddiası, ancak yazılı delille ispatlanması zorunludur. Bakım alacaklısının ölümü üzerine mirasçılar halef olarak dava açmışlarsa yani murisin hakkına dayanmışlarsa yine yazılı delille muvazaa kanıtlanır. Mirasçılar, kendi haklarına dayanarak yani mirastan mal kaçırmak amacıyla temlik yapıldığı iddiasında ise muvazaa her türlü delille kanıtlanabilir.

 

  • Ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin taraf muvazaası iddiasında sözleşme resmi şekilde yapılmış olsa dahi, muvazaa adi yazılı delille ipatlanmalıdır.

 

  • Murisin (bakım alacaklısının) sağlığında bakım borçlusuna karşı açtığı tapu iptali ve tescil davası reddedilmiş ve bu hüküm kesinleşmişse, artık mirasçılardan mal kaçırma amacı olmadığından daha sonra mirasçıların açtıkları muvazaaya dayalı tapu iptal tescil davası reddedilir.

 

  • Miras bırakanın gerçek amacının mirasçılar arasında paylaştırma (denkleştirme) olduğu anlaşılmışsa mirastan mal kaçırma olgusundan söz edilemez.

 

  • Denkleştirmenin miras bırakana ait her bir taşınmazda her bir mirasçıya pay ya da hak vermesi şeklinde yapılmasına gerek olmayıp, tüm malvarlığında her bir mirasçıya kabul edilebilir ölçüde bir mal veya hak vermesi halinde, miras bırakanın amacının mal kaçırma olmadığı, sağlığında malvarlığını mirasçıları arasında paylaştırma kastı taşıdığının kabulü zorunludur.

 

  • Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaa sebebiyle iptali ve tapu iptal tescil davası, muvazaalı olarak taşınmazı temlik alan kişi (bakım borçlusu) veya onun mirsçılarına ya da tapuda malik gözüken kötü niyetli 3. Kişilere karşı davalı sıfatıyla açılabilir.

 

  • Muvazaa sebebiyle tapu iptal tescil davası, tenkise oranla daha geniş kapsamlı olduğundan ıslah yoluyla da olsa tenkis davası muvazaa davasına dönüştürülemez. Ancak muvazaa davası, tenkis davasına dönüştürülebilir.

 

  • Tenkis davasında hüküm, saklı pay oranında el atılan tasarrufun iptaline veya bedelin tahsiline şeklinde kurulur. Muvazaada ise istek halinde tapunun tümden iptaline de karar verilebilir.

 

  • Muris muvazaasında, miras bırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, elinde bulunan malların mevcudu, aile koşulları ve ilişkileri, temlik edilen mal miktarının tüm malvarlığına göre makul karşılanacak bir sınır içinde kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.

 

  • Kendi murisine ait mirası reddeden kişilerin muris muvazaasına dayalı dava açmaları mümkün değildir.

 

  • Mirasbırakan, sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçılarından mal kaçırma iradesinden söz edilemez.
  • H.G.K. 01.03.2006, 2000/126 Esas ve 2000/143 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; mirasbırakanın temlikten sonra evlendiği kişi tarafından muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olara tapu iptali ve tescili davası açılabilir.

 

  • Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında davacının yapacağı iş, kendisinden değil terekeden mal kaçırmak için taşınmazın muvazaalı temlik edildiğini, murisin ölüm tarihinde ve dava tarihinde kendisinin de mirasçı olduğunu ispat etmekten ibarettir.

 

  • Muris muvazaası sebebiyle tapu iptal tecil davasının açıldığı ve miras bırakanın ölüm tarihinde mirasçı olan bir kişinin, temlik tarihinde mirasçı olup olmadığının aranmasına gerek olmayıp durumun davanın açıldığı ve miras bırakanın ölüm tarihine göre değerlendirilmesi gerekir.

 

  • Muvazaa nedeni ile murisin borçlanmasının hükümsüzlüğünün tespiti ve senedin iptali davasının açılmasında, her bir mirasçının hukuki yararı vardır. Mirasçıların hepsi tarafından da açılabilir.

 

  • Mirasçılar, noterde düzenlenen murise ait borç senedinin tarafı olmadıkları için, kendilerinden mal kaçırmak amacıyla senedin düzenlendiği vakıasını tanıkla kanıtlayabilirler. Yazılı delil aranmaz. Ancak muris gibi senette taraf gözükenler tanıkla muvazaayı kanıtlayamazlar. Ancak yazılı delille ispatı söz konusudur.

 

  • Gerek taraf muvazaası gerekse takma ad (nam-ı müstear ) davalarında, iddia sadece yazılı delille kanıtlanabilir.

 

  • Taraf muvazaasında, senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme yakın akrabalar arasında yapılmış olsa ile, muvazaanın yazılı delille ispatlanması gerekir. Sözleşme resmi şekilde yapılmış olsa dahi ispat için adi yazılı delil yeterli olur.

 

  • Miras bırakanın temlikinin muvazaalı olduğu saptamışsa bu temlike sonradan icazet verilmesi temliki geçerli hale getirmez. Ancak mirasçı davacı tarafından bu temlike karşı dava açılamayacağı yazılı olarak taahhüt edildiğine göre miras hakkı üzerinde gerçekleştirilmiş bir sözleşme vardır.

 

 

  • Sözleşme muvazaalı olsa dahi davacı, kendi muvazaasının sonuçlarından yararlanamaz.

 

  • Muvazaa davası derdest iken tenkis davası açılabilir. Esasen kademeli olarak açılma olanağı bulunan bu davalarda muvazaa olgusu ispatlanamadığı takdirde tenkis davasının incelenmesi gerekir.

 

  • Tenkis davası sonuçlanmış ve davacı mirasçıların hakları tenkis hükümlerine göre tanınmış, buna ilişkin ilamda kesinleşmişse, artık muvazaa davasının kabulüne ve iptal kararı verilmesine olanak yoktur.

 

  • Önce tenkis davası açıldıktan sonra muvazaaya dayalı davada ayrı bir dilekçe ile her zaman açılabilir. Bu halde muvazaa davasının tenkis davası için bekletici mesle sayılması gerekir.

 

  • Muvazaa iddiasına dayanan davalarda zamanaşımı gibi hak düşürücü süre de söz konusu olmaz.

 

  • Murisin temlik tarihinde ehliyetsiz olduğunun iddia edilmesi karşısında öncelikle kamu düzenini ilgilendirdiği için araştırma ve incelemenin bu yönde yapılması gerekmektedir. Miras bırakanın, ehliyetli olduğunun saptanması halinde muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı isteğin değerlendirilmesi gerekir. Miras bırakanın ehliyetsiz olduğunun belirlenmesi halinde ise, temlikin muvazaalı olduğu iddiasına girilmeden temlik işleminin ehliyetsizlik sebebiyle geçersizliği yönünde karar verilecektir.

 

  • Farklı yörelerde bulunan taşınmazlar yönüyle Muris Muvazaası Nedenine dayalı dava birlikte açılabilir.

 

  • Mirasçıların tümü muvazaa davasını açmamışlarsa, dava açmayanlar yönüyle tapudaki kayıt muvazaalı olarak taşınmazın temlik edildiği kişinin üzerinde kalmaya devam eder.

 

  • Dava açan mirasçı, sözleşmenin tarafı olmadığı için miras bırakanın halefi gibi hareket etmeyip miras hakkını korumaya çalıştığından 3. Kişi konumundadır.

 

  • Muvazaalı temliklerde, mirasçılar, miras payları oranında tapu iptal ve tescil isteyebilecekleri gibi, taşınmazın terekeye döndürülmesini de isteyebilirler. Pay oranında iptal tescil istenilmesi halinde, dava açan mirasçıların payları yönünden dava kabul edilecek, bundan dava açmayanlar yararlanamayacaktır.

 

  • Muvazaa hukuksal nedenine dayanan davalarda dava değeri, davayı açan mirasçının payına isabet eden değerdir. Bu değer üzerinden harç ve vekalet ücretinin hüküm altına alınması gerekir.
  • Aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayan davalılar için her bir davalı adına taşınmazların toplam değeri üzerinden kabul kapsamına alınan pay oranında davalılar aleyhine ayrı ayrı yargılama masrafları, harç ve vekalet ücreti tayin edilmesi gerekir.

 

  • Miras bırakan tarafından çekişme konusu taşınmazdaki davalıya temlik edilen payın keşfen belirlenen değerinden, davacıların miras paylarına tekabül eden miktarı üzerinden harca ve davacılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, taşınmazın tamamının değeri üzerinden fazla harç ve vekalet ücretinin karar altına alınmasına hükmedilemez.

 

  • Satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin, bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp, belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir.

 

  • Temlik tarihinde miras bırakanın, başkaca mirasçısı yoksa, sonradan mirasçı olan kişinin mal kaçırmak amaçlı muvazaaya dayalı dava açmasına olanak yoktur. Muvazaalı işlemin yapıldığı sırada miras bırakanın sözleşme dışında kalan herhangi bir mirasçısının bulunmaması halinde mirasçıdan mal kaçırma kastından söz edilemez. Sonradan mirasçı olan kişinin artık muvazaa nedeniyle iptal iddiasında bulunması olası değildir.

 

  • Davaya konu temlik işleminin yapıldığı tarihte başkaca mirasçıların varlığına karşın, o tarih itibariyle mirasçı sıfatını henüz kazanamayan, ancak murisin ölüm gününde mirasçı olan kişi, söz konusu davayı açabilir.

 

  • Yargıtay kararlarında vurgulandığı gibi; miras bırakanın sağlığında 3. Kişiden satın aldığı taşınmazın tapu kaydını başka biri üzerine oluşturmuşsa, diğer mirasçılar muris muvazaasına dayanarak tapu iptal tescil davası açamazlar. Muris muvazaası, ancak miras bırakanın kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır. Bedeli miras bırakan tarafından ödenerek elden bağış (gizli bağış) şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında muris muvazaası hukuksal sebebi oluşmaz. Anck tenkis davası açılbilir.

 

  • Koşullarının varlığı halinde, yani bedelinin miras bırakan tarafından ödendiğinin kanıtlanması halinde ‘tenkis’ hükümlerinin uygulanma yeri vardır.

 

  • Mirasçı, tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dilekçe ile B.K. 18. Maddesine dayalı muvazaa nedeniyle tapu iptal tescil davası açabilir.

 

  • Muris muvazaasına ilişkin dava dışında, elbirliği mülkiyetinin bulunduğu hallerde dava pay oranında açılamaz.

 

  • Ölüm tarihi itibariyle taşınmazı haksız olarak kullanan kişinin, taşınmaz malikine ödeyeceği haksız işgal tazminatı ecrimisil olup davacının payı oranında belirlenecek miktara müstehak olacağı tartışmasızdır.

 

  • Muris muvazaası sebebiyle tapu iptal tescil ile birlikte ecrimisil de istenebilir.

 

  • Miras bırakanın, mirası paylaştırma ve denkleştirme kastı ile hareket ettiği davalarda mirasçıdan mal kaçırma amacından ve muvazaadan söz edilemez.

 

  • Miras bırakanın, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla aslında bağışta bulunmak istediği kişi adına bir şirket kurarak, bu şirkete satış yapmış gibi göstererek muvazaalı temlik yapması halinde o şirkete karşı dava açılabilir.

 

  • Miras bırakanın mal kaçırdığı başka bir mirasçısı varsa, temlik tarihinde mirasçı olmayan ancak daha sonra mirasçı olan kimse dahi muvazaa nedenine dayalı tapu iptal tescil davası açabilir. Çünkü yokluk ifade eden işlem, temlik tarihinden sonra mirasçılık sıfatı alan kimseler yönünden de geçerli hale gelemez.

 

  • Muvazaa nedenine dayalı davalarda dava değeri, davayı açan mirasçının payına isabet eden değerdir. Bu değer üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilir.

 

  • Miras bırakan, Kadastro tespitinden sonra öldüğünde muvazaa nedenine dayalı dava 3402 s. Kadastro Kanununun 12. Maddesinde yer alan 10 yıllık süreye tabi değildir. 3402 s. Yasanın 12. Maddesine göre; Kadastro tespitinden önceki haklara ilişkin açılacak davaların, tespitin kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde açılabileceği belirtilmiştir. Bu hükme göre; Kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra Kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. 10 yıllık hak düşürücü süre ancak hakkın Kadastro Tespit tutanağının tanzim tarihinden önce doğması halinde uygulanma imkanı vardır. Tutanağın tanzim tarihinden sonra doğan haklara ilişkin davalarda uygulanma yeri yoktur.

 

  • Muvazaaya konu taşınmazların farklı yörelerde bulunması halinde davacı bir taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde diğer taşınmazları da kapsayacak şekilde dava açabilir.

 

  • Açılan bir tapu iptal davasında, ayrıca tescil isteğinde bulunulmamış olması iptal davasının reddi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda mahkemece imkan tanımak ve tescil için dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlanmaktan ibarettir. Yni sadece iptal davasının kabulüne ve tapunun iptaline karar verilmesi, tapulu taşınmazın sicil dışı (kayıtsız kalması sonucunu doğurur ki, böyle bir uygulama, devletin bütün taşınnazların hukuki ve geometrik durumlarını belirleyecek sicile bağlanma yolunda benimsediği-dolu pafta sistemi –genel ilke) ile bağdaşmaz. Ancak davacı, iptal değil, sadece tescil isteğinde bulunmuş ise, Yargıtay’ın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulamalarına göre, tescil isteği tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptali isteğini de kapsadığı gözetilerek davacının ayrıca tapu kaydının iptaline de dava etmesine gerek yoktur.

 

  • 05.1987-4/5. S. İBK. Uyarınca; muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescili isteği ile tenkis isteğinin kademeli olarak ileri sürülebileceği, böyle bir talebe yasal engel olmadığı açıktır. Ancak isteklerden biri hakkında açılan davanın kabulle sonuçlanıp kesinleşmesi halinde, davacının ileri sürülen hukuki sebepler yönünden tercihini o yolla kullanmış sayılacağı ve iradesinin kesinleşen karar ile geçerlilik kazanmış olacağı sonucuna varılır. Bundan sonra, öteki hukuki sebepten bahisle istekte bulunulma ve karar verilmesine yasal olanak yoktur.

 

  • Miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçılarını kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden olayda, 01.04.1974-1/2 s. İBK uygulanamayacağı da kuşkusudur. Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır, taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerden getirtilmeli, her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı, böylece yukarıda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

 

  • Muvazaa, tarafların yapmak istedikleri asıl akdi gizlemek için görünüşte yaptıkları başka bir akittir. Örneğin tarafların aslında taşınmaz satımını kastetmelerine rağmen, şu veya bu nedenle bunu saklamak için hibe olark göstermeleri veya hibe akdini gizlemek için satış göstermesi gibi hallerde ileri sürülebilecek iddialardır.

 

  • Muris muvazaası iddiasına dayalı olarak pay oranında istekte bulunulabileceği gibi, terekeye iade (tüm mirasçılar adına tescil) de istenebilir. Ancak bu duruma diğer mirasçıların muvafakati sağlanmazsa terekeye temsilci atanması gerekir.

 

  • Muris Muvazaası Sebebiyle Tapu İptal Tescil davasında davadaki isteğin nitelik ve içeriğine göre, tapu iptal ve tescil isteminin tereke adına olması halinde TMK. 640 Maddesi uyarınca terekeye temsilci atanmak suretiyle davanın yürütülmesi doğrudur ve asıldır. Terekeye temsilci atanması halinde mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkileri sona erer ve artık davayı açan mirasçının, isteğini payına hasretmesi hak ve yetkisi ortadan kalkacağından bu yöndeki beyana hukuki sonuç bağlanamaz. Tereke temsilcisi görevinden istifa etmesi halinde eğer davalı tarafça dosyanın işlemden kaldırılmasını talep etmemiş ve davayı takip etmişse mahkemece tereke temsilcisi ile ilgili eksikliğin giderilmesi gerekir ve başka bir temsilci atanması sağlanır. Mirasçıların davayı takip etmeleri neticeye etkili değildir. Dolayısıyla kararı temyiz etme hakları da kalmaz.
Tags: