Miras Hukuku Genel Bilgiler

  • Şahsa bağlı olan ve şahsın ölümü ile sona eren mamelek hakları intfa, sükna ve nafaka haklarıdır.

 

  • Ziyetliğin geçişi T.M.K.’nun 599. Maddesinde düzenlenmiştir. Elbirliği zilyetliğinde mirasçılardan birinin taşınır veya taşınmaz mallar ile bu mallar üzerindeki zilyetliği mirasçılara geçer. Mirasın paylaşımına kadar mirasçılar tereke malları üzerinde elbirliği halinde hak sahibidirler. Mirasçılardan birinin tereke malları üzerindeki zilyetliği tüm mirasçılar adına geçer. Mirasçılardan birinin tereke malları üzerindeki zilyetliği tüm mirasçılar adına geçmiş sayılır. Bu nedenle mirasçılar arasında olağanüstü zamanaşımı işlemez.

 

 

  • Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.

 

  • Elbirliği mülkiyeti, T.M.K.’nun 701, 702, 703. Maddelerinde düzenlenmiştir.

 

 

  • Elbirliği mülkiyeti halleri; miras ortaklığı, karı-koca mal ortaklığı, aile malları ve adi ortaklıktır.

 

  • M.K. 701. Maddede; ‘’Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan, topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyeti kanun ve sözleşmeden doğar.

 

 

  • Mirasın geçişi, halefiyet esasına dayanmaktadır. Mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, mirasçılar miras bırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer mal varlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar.

 

  • Miras ortaklığının tüzel kişiliği de bulunmamaktadır. Bu nedenle miras ortaklığının tereke içindeki bir mal hakkında taraf durumunu alması mümkün değildir.Terekeye dahil bir mal hakkındaki davanın tüm mirasçılar tarafından açılması veya onlara karşı açılması gerekmektedir. Ancak mirasçıların birlikte hareket etmelerinin sağlanamadığı hallerde T.M.K.’nun 640. Maddesi uyarınca miras ortaklığına temsilci atanmasına izin verilmiştir. Elbirliği mülkiyetinin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet kanun veya elbirliği halinde mülkiyeti oluşturan sözleşmede ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemiş ise ortaklığın tasfiyesini isteme dışındaki tün işlemlerde ortakların oy birliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
  • Aile malları ortaklığı; akrabalar, terekedeki paylarının tamamını veya bir kısmını bırakmak veya ortaya başka mallar da koymak suretiyle aile şirketi kurabilirler.

 

  • Elbirliği mülkiyetinde birlikte tasarruf ilkesi esastır. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim, gerekse tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar vermeleri gerekir. Mirasçılar, terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve sözleşmeden veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.

 

 

  • Elbirliği mülkiyetinde, yönetim, tasarrufi işlemler ve koruma dışında kalan terekeyi ilgilendiren davaların açılması için ortakların birlikte hareket etmeleri ve oy birliği ile karar vermeleri gerekir.

 

  • Tasarrufi işlem niteliğini taşımayan aynı miras bırakanın bir mirasçısının diğer mirasçısına veya 3. Kişiye miras payını temlik/devir etmesi dumunda birlikte hareket etme aranmaz.

 

 

  • Medeni Kanunun yürürlük tarihinden önceki dönemde elbirliği mülkiyeti bulunmadığından, bu tarihten önce ölmüş olan bir kişinin terekesi paylı mülkiyet şeklinde mirasçılarına intikal etmekte idi. Medeni Kanundan önce yürürlükte bulunan hükümlere göre elbirliği mülkiyeti söz konusu olmadığından bu dönemde ölmüş bir kişinin mirasçıları, tereke malları üzerinde paylı mülkiyet biçiminde malik olduklarından mirasçılardan her biri kendi payının tescilini isteyebilir. Tek kişi mülkiyetinde olduğu gibi, paylaşımın genel hükümler uyarınca yapılması gerekir.

 

  • Paylı mülkiyette tapu dışı yazılı paylaşım sözleşmesi geçerli değildir.

 

 

  • Tapulu taşınmazlara ilişkin Sulh, ancak mahkeme önünde yapılırsa geçerli hale gelir. (H.G.K.’nun 18.11.1964 gün ve 5/565-647 sayılı kararı). Mahkeme huzurunda usulüne göre yapılan sulh, maddi hukuktaki şekil şartlarına bağlı olmaksızın geçerlilik kazanır ve mülkiyetin devri borcunu doğuran borçlandırıcı işlemin yerine geçer.

 

  • Miras taksim sözleşmesi, ancak iştirak halindeki mülkiyetin söz konusu olduğu durumlarda hüküm ifade eder. Miras taksim sözleşmesi belgesinin düzenlendiği tarihten önce verasetteki iştirak halinin çözülerek bir kısım taşınmazların müşterek mülkiyet hükümlerine göre, intikal ve tescilinin yapılması halinde miras taksim sözleşmesi geçerli olmaz.

 

 

  • M.K. 701. Madde; ‘Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısı ile mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.
  • Elbirliği mülkiyetindeki pay tabiri, mirasçının miras hakkı karşılığında kullanılan bir terimdir.

 

  • Miras hissesi, miras ortaklığından (iştirak halinde hak sahipliğinden) doğan ve bir şahsın mirasçı sıfatı ile haiz bulunduğu hak ve mükellefiyetlerin bütünüdür. Bu hak ve mükellefiyetler mirasın tamamı üzerinedir. Mirasın taksimine kadar, miras hakkı veya miras hissesi, bir miras ortaklığı hakkı mahiyetindedir.

 

 

  • Tereke malları üzerinde mülkiyetin sahibi, tüzel kişiliği bulunmayan ortaklık yani ortakların tümüdür.

 

  • Paylı mülkiyet konusu mallar veya bağımsız mülkiyet konusu malları, miras ortaklığına konu olamazlar.

 

 

  • Mirasçıların, tasarrufi işlem niteliğini taşımayan, miras payı devri sözleşmesi ve satış vaadi sözleşmesi yapması olanaklıdır.

 

  • Miras ortaklığının tüzel kişiliği ve kanunen belirlenmiş organları bulunmamaktadır.

 

 

  • Miras ortaklığına temsilci tayini istemek, mirasçılara aittir. Üçüncü kişilerin böyle bir yetkisi bulunmamaktadır.

 

  • Mirasçılar, miras ortaklığını birlikte yürütebilecekleri gibi terekeye temsilci atamak suretiyle de yürütebilirler. Elbirliği halinde hak sahibi olan mirasçılar, oybirliği ile alacakları bir kararla miras ortaklığına temsilci tayin edebilirler.

 

 

  • Miras ortaklığına temsilci atanmasında görevli ve yetkili mahkeme, miras bırakanın son kametgahı Sulh Hukuk Mahkemesidir.

 

  • Miras, tüm mallara şamil olmak üzere miras bırakanın son ikametgahı mahkemesinde açılır.

 

 

  • Tereke temsilcisi tayiniyle ilgili kararların ortadan kaldırılmasında miras bırakanın son ikametgahı Sulh Mahkemesi görevlidir.

 

  • Tereke temsilcisinin görevi kötüye kullanması nedeniyle azli görevi Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.

 

 

  • Tereke temsilcisi özel kayyım niteliğindedir. Vasiler hakkındaki hükümler, kayyımlar hakkında da uygulanır.

 

  • Miras ortaklığına temsilci atanmasına ilişkin davalar hasımsız açılamaz, davanın tüm mirasçılara yöneltilmesi gerekir. Dava, tüm mirasçılara yöneltilmeden dava açılmış ise dışarıda kalan diğer mirasçıların davaya katılmaları sağlanmak suretiyle taraf teşkili gerekir. Temsilci atanmasına ilişkin kararlar temyizi kabildir.

 

 

  • Tereke temsilcisi, mirasçılardan birisi olabileceği gibi, 3. Kişiler arasından da atanabilir. Bir mirasçının miras ortaklığına temsilci olarak atanabilmesi için mirasçılar arasında menfaat çatışmasının bulunmaması gerekir. Eğer mirasçılardan biri tereke temsilcisi tayin edilmişse, tayinden sonra bu mirasçı ile diğer mirasçılar arasında menfaat çatışması ortaya çıkmışsa öbür tarafın azil isteğini haklı saymak gerekir.

 

  • Miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atanabilir. Paylaşma ile elbirliği mülkiyet hakkı son bulacağından, paylaşma tarihinden itibaren temsilcinin sıfatı da son bulur.

 

 

  • Miras ortaklığına temsilci atanması için, belirli bir uyuşmazlıktan söz edilmesi şart değildir. Özellikle, tereke dışındaki hakla, terekedeki hakkın çatışması halinde terekeye bir temsilci atanması gerekir.

 

  • Medeni Kanununun yürürlüğünden önce ölen bir kişinin terekesi elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olmadığından ve miras ortaklığından söz edilemeyeceğinden bu halde temsilci atanamaz.

 

 

  • Temsilci miras ortaklığını/tereke mallarını idare, koruma, işletmesi ile ilgili tüm işleri ve hukuki işlemleri yapmaya yetkilidir. Ancak tereke mallarının mülkiyet durumunu değiştirecek tasarrufi işlemlerde bulunamaz.

 

  • Tereke temsilcisi tarafından açılan ve yürütülen davalarda temsilcinin davada feragat, davayı kabul ve sulh olma yetkisi bulunmamaktadır. Temsilci, özel yetki verilmedikçe , tereke malını satamaz, taksim ve feragat edemez, açılmış bulunan bir davadan feragat edemez, davayı kabul edemez ve sulh olamaz. Böyle bir beyan veya işlem hukuki bir sonuç doğurmaz.

 

 

  • Miras şirketi namına açılan bir davada mirasçılardan birisinin davadan feragatı hüküm ifade etmez.

 

  • Temsilcinin terekeyi tasfiye veya taksim etme hakkı yoktur.
  • İştirak halindeki maliklerden birisinin veya miras ortaklığına tayin edilen mümessilin kendisine özel yetki verilmedikçe davadan ve davanın konusunu teşkil eden özel haktan feragatı hukuk açısından geçerli sonuç doğurmaz. Hakkın özünden feragat mirasçıların tümüne ait bulunmaktadır. Mirasçılardan birisinin veya bir kaçının feragatı veya anlaşması geçerli sonuç doğurmaz.

 

  • Elbirliği mülkiyetinde özel yetki verilmedikçe temsilci tereke malları üzerinde tasarrufi işlemlerde bulunamaz. Temsilcinin tereke mallarını taksim etme ve taksimi isteme yetkisi de bulunmamaktadır. Ancak mirasçılar ortaklığa ait malları başkasına satmak, bağışlamak ve benzeri işlemleri yapmak hususunda açıkça yetki vermeleri halinde temsilci bu işleri yapabilir.

 

 

  • Dava açmak tasarrufi bir işlem sayıldığından, mirasa dahil bir mala ilişkin davanın tüm mirasçılar tarafından açılıp yürütülmesi gerekir.

 

  • Mirasçılardan birinin, terekeye dahil bir mal hakkında tüm mirasçılar adına açmış olduğu bir davanın yürütülüp sonuçlandırılabilmesi için, diğer mirasçıların davaya katılmaları veya açılmış bulunan davaya muvafakat etmeleri ya da miras ortaklığına bir temsilci atanmak suretiyle yürütülmesi gerekir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır.

 

 

  • Bir hakkın, birden ziyade kişi tarafından kullanılması veya birden fazla kişiye karşı kullanılması halinde, o hakla ilişkili kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığından söz edilir.

 

  • Terekeye dahil bir taşınmaz hakkında, M.K.’nun 618. Maddesine dayalı olarak mirasçılar 3. Kişilere karşı açacakları davada birlikte hareket etmek zorunda oldukları gibi aynı sebeple 3. Kişilerin açacakları davalarda da, davanın bütün mirasçılara yöneltilmesi gerekir.

 

 

  • Kanun veya elbirliği halinde mülkiyeti oluşturan sözleşmede ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemiş ise ortaklığın tasfiyesini isteme dışındaki tüm işlemlerde ortakların oy birliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.

 

  • Terekedeki hakların korunmasını mirasçılardan her biri isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Terekenin korunması amacıyla açılan davalarda dava koşulunun yerine getirilmesine gerek bulunmamaktadır. Tek kişi mülkiyeti ve paylı mülkiyette olduğu gibi ortaklardan/ mirasçılardan her biri böyle bir davayı tek başına açıp yürütebilir.
  • Terekedeki hakların korunması için açılan bir davanın lehe sonuçlanması halinde bu korumadan tüm mirasçılar yararlansa da davanın olumsuz sonuçlanması halinde dava sonunda verilen hüküm diğer mirasçılar aleyhine sonuç yaratmaz. Bu nedenle bir mirasçının tek başına açtığı davanın, dava koşulunun yerine getirilmemesi nedeniyle ret edilmesi halinde verilen hüküm kesin hüküm oluşturmayacağı gibi çekişme de sayılamaz. Tüm mirasçılar birlikte dava açmak suretiyle bu yerin adlarına tescilini isteyebilirler.

 

  • Mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve zilyetliğin korunması gibi davalar terekenin korunmasına ilişkin davalardır.

 

 

  • Olağan koruma eylemleri ve buna bağlı olarak onarımlar, mahsullerin toplanması, bozulacak olanların satılması, acele olarak yerine getirilmesi ile istihkak davaları, elatmanın önlenilmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan talepler ortakların her biri tarafından dava yolu ile ileri sürülebilir.

 

  • Buna karşın, taşınır veya taşınmaz bir malın terekeye dönüşünü amaçlayan davalar koruma kavramı dışında tutulmaktadır.

 

 

  • Davanın mirasçıların belli pay veya paylarına ilişkin olmayıp, miras ortaklığını ilgilendiren bir dava olması gerekir.

 

  • Bir mirasçının açtığı davaya, diğer mirasçının mahkemeye yazılı olarak başvuruda bulunabileceği gibi, yargılama oturumuna katılmak ve tutanağa geçmek üzere sözlü olarak da katılması mümkündür. Bunun dışında vekaletname vermek veya noterde düzenlenecek bir muvafakatname ile de açılmış buluna davaya katılmak suretiyle dava koşulu tamamlanmış olur. Tüm mirasçıların birlikte hareket etmelerinin sağlanamaması halinde miras ortaklığına temsilci tayini suretiyle davanın yürütülmesi gerekir.

 

 

  • Davacı tarafta yer alması gereken, bir kısım mirasçıların davalı olarak gösterilmesi veya adlarına davetiye çıkarılmak suretiyle yargılama oturumlarına çağrılmak suretiyle taraf teşkili yapılamaz.

 

  • Ölüm günü, Medeni Kanunun yürürlüğü zamanına rastlayan bir kişinin terekesi Medeni Kanundaki iştirak halindeki mülkiyet hükümlerine tabidir.

 

 

  • Elbirliği mülkiyetinde mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan birlikte hareket edilmeden mirasçıların bir bölümünün davalı olarak gösterilmek ve adlarına davetiye çıkarılmak suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve davanın yürütülmesi mümkün değildir.

 

  • Yargılamanın devamı sırasında, davacının ölümünden sonra yargılamaya devam edilebilmesi için mahkemece mirasçıların tamamının davaya katılımının sağlanması, mümkün olmaması halinde tüm mirasçıların olurlarının alınması veya terekeye temsilci atanması yoluyla taraf teşkilinin sağlanması gerekir.

 

 

  • Bir kısım mirasçılar tarafından miras ortaklığı adına açılmış veya terekeye dönüşü amaçlayan davanın yürütülmesi için, diğer mirasçıların davaya katılmaları veya olurlarının alınması ya da miras ortaklığına temsilci atanması gerekir.

 

  • Terekeyi ilgilendiren davaları, mirasçılardan biri tek başına, kendi adına açamayacağı gibi, baştan bu şekilde açılmış bulunan davaya dava koşulunu tamamlamak suretiyle yürütülemez.

 

 

  • Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların, belli pay veya payları bulunmadığından, terekeye dahil taşınmazın tümünün veya bir payının kendi adına dava edemez.

 

  • Bir mirasçı terekeye ait bir mal veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısım için yalnız kendi adına dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Çünkü bir mirasçının iştirak halindeki pay üzerinde taasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Böyle bir dava diğer mirasçıların paylarını kapsmadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya diğer mirasçıların katılmasına (icazet vermesine) imkan yoktur. Yani diğer mirasçılar davaya katılmak isteseler bile bu mümkün değildir, davanın reddi gerekir. Aynı nedenle tereke temsilcisi de, bir mirasçının yalnız kendi payı için açmış olduğu davaya icazet verip davayı devam ettiremez. Davanın reddi gerekir.

 

 

  • Zilyetliğe dayalı tescil davasında da tüm ortaklar oybirliği ile hareket etmelidirler. İnşai dava niteliğini taşıyan zilyetliğe dayalı tescil davasında, elbirliği halinde mülkiyet söz konusu olduğundan; dava dışı ortakları bulunduğundan, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine Medeni Kanunun 640. Maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi, davanın görülebilirlik koşulu yerine geitirildikten sonra hüküm verilmelidir.

 

  • Mirasçılar arasında görülen davalarda birlikte hareket etme zorunluluğu bulunmamaktadır. Terekeye dahil bir mal hakkında bir mirasçı, miras hakkı yönünden diğer bir mirasçıya karşı tek başına dava açıp sonuçlandırabilir. Bu halde dava koşulunun gözetilmesine gerek bulunmamaktadır.

 

 

  • Mirasçılar arasında görülen davalarda, istekte bulunan mirasçı bakımından hüküm kurulmalıdır. Davada taraf olmayan mirasçılar arasında hüküm kurulamaz.

 

  • Terekenin korunması dışında kalan diğer davaların tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması veya biri tarafından açılmış bulunan davaya diğerlerinin katılmasının sağlanması veya muvafakatlarının alınması ya da miras ortaklığına temsilci tayini suretiyle onun huzuruyla yürütülmesi gerekir.

 

 

  • Ancak mirasçılar arasında görülen davalarda birlikte hareket etme zorunluluğu bulunmamaktadır.

 

  • Elbirliği mülkiyet hali paylaşma ile son bulup, tereke malları üzerinde mirasçıların belli ve bağımsız mülkiyet hakkkının doğması durumunda, mirasçılardan her biri kendisine isabet eden mallar hakkında dava açabilir.

 

 

  • M.K.’nın 676. Maddesine göre mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar. Ancak böyle bir sözleşmeye bütün mirasçıların birlikte katılmaları gerekir. Bir malın paylaşma ile kendisine bırakıldığı iddiası ile açılan davada, artık dava koşulu aranmaz.

 

  • Elbirliği mülkiyetinde dava konusu taşınmazın miras bırakan adına tesciline karar verilmesi istenemez. T.M.K. 28. Maddesi uyarınca ölüm ile kişilik hakkı son bulur. Ancak, ölü kişi adına tescil isteminin tüm mirasçılar adına tescil şeklinde nitelendirilmesi ve hüküm kurulması gerekir. Mahkemece, miras bırakanın mirasçılarının yöntemine uygun şekilde olurlarının alınması suretiyle tüm mirasçılar adına iptal ve tescile karar verilmesi gerekir.

 

 

  • Elbirliği mülkiyetinde davadan vazgeçme veya davanın kabulünün hüküm ifade edebilmesi için vazgeçme ve kabul beyanının tüm mirasçılar tarafından yapılması gerekir. Bir kısım mirasçıların vazgeçmesi veya kabulü hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak, mirasçılar arasında görülen davalarda, mirasçılardan her biri açmış olduğu davadan feragat edebilir ya da aleyhine olan davayı kabul edebilir.

 

  • Elbirliği mülkiyetinde, dava açma bakımından mirasçılar arasında iştirak sağlandıktan sonra, mirasçılardan biri veya bir kaçının davayı takip etmemeleri halinde onlar yönünden davanın işlemden kaldırılmasını gerektirmez. Dava koşulu bir kez yerine getirilmedikten sonra davayı takip etmeyen mirasçının davası işlemden kaldırılmaz. Elbirliği mülkiyetinde, mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan davanın birlikte açılmasından sonra mirasçılardan bir veya bir kaçının davayı izlememesi davanın yürütülüp sonuçlandırılmasına engel değildir. İşlemden kaldırılan davanın mirasçılardan biri tarafından yenilenmesi mümkündür. Çünkü dava koşulu başta yerine getirilmiştir. Kararın bir mirasçı tarafından temyizi yeterlidir.

 

 

  • 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 29. Maddesinin 2. Fıkrasında, mirasçılardan her birinin tek başına Kadastro Mahkemesinde dava açabileceği kabul edilmiştir.

 

  • Elbirliği mülkiyetinde, 3. Kişinin terkeye dahil bir mal hakkında açacağı davanın tüm ortaklara karşı açılması zorunludur. Mirasçıların bir kısmı davalı olarak gösterilmek veya davaya dahil edilmek suretiyle dava koşulu yerne getirilmiş sayılmaz. Yalnızca davada yer almayan mirasçıların açılmış bulunan davaya muvafakatlarının alınması ya da tereke temsilcisi tayini ile davaya devam olunmalıdır.

 

 

  • Bir kısım mirasçıları, davalı olarak göstermek ve adlarına açıklamalı davetiye çıkarılmak suretiyle dava koşulu yerine getirilemez.

 

  • Ölü kişi adına açılan davaya mirasçıları çağrılmak/dahil edilmek suretiyle de dava yürütülemez. Ancak dava açıldıktan sonra kişinin ölmesi halinde mirasçıları davaya katılmalı ya da dahil edilmeli ve dava bu şekilde yürütülmelidir.

 

 

  • Ölü kişi aleyhine açılan davanın ıslah yolu ile mirasçılarına karşı yürütülmesi de olanaksızdır.

 

  • Bazı ortakların/mirasçıların davalı olarak gösterilmeden davanın açılması halinde, bunların davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve bu usuli zorunluluğun yerine getirilmesi gerekir. Bu yön dava koşulu olup mahkemece yargılama bitinceye kadar kendiliğinden nazara alınır.

 

 

  • Elbirliği mülkiyet biçiminde malik olunan bir taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescil davasının tüm maliklere karşı açılması gerekir.

 

  • Dava açmak tasarrufi bir işlem olduğuna göre, mirasçılardan birisinin kendi payını ileri sürerek mirasta ortaklığı bulunmayan 3. Kişilere karşı tapu iptali ve tescil davası biçiminde mülkiyetin aktarılmasını sağlayacak bir dava açması mümkün değilse de, mirasçılardan biri, diğer bir mirasçı veya mirasçılar aleyhine dava açarak kendi payı yönünden iptal ve tescil isteğinde bulunabilir.

 

 

  • Bir kısım mirasçılar tarafından, diğer mirasçılara karşı açılan dava dosyasının işlemden kaldırılması veya davadan vazgeçilmesi mümkündür.
  • 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 25. Maddesine göre; kadastro ile ilgili uyuşmazlıklarda mirasçılık belgesi verilmesi görevi Kadastro Mahkemesine de verilmiştir. Uyuşmazlık Kadastro veya kadastro ile ilgili verasete ilişkin değilse Kadastro Mahkemeleri mirasçılık belgesi veremez.

 

  • Mirasçılık sıfatının yitirilip yitirilmediğinin (M.K. 520/1) tespiti Asliye Hukuk Mahkemesinde hükme bağlanabilir. T.M.K. 578. Maddesi uyarınca, mirastan yoksunluk sebebinin olup olmadığı, mirasçı ehliyetinde olup olmadığının tespiti taleplerine Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılır.

 

 

  • Resmi kayıt ve belgeler aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Nüfustaki kayıtların düzeltilmesi davalarında görev Asliye Hukuk Mahkemelerine aittir. Mirasçılık belgesi almak üzere açılan davalarda nüfus kayıtlarının aksinin iddia edilmesi halinde bu hususun ön sorun yapılarak kayıtların görevli mahkemede düzeltilmesi için önel verilip düzeltilmeden resmi kayıt ve belgelere aykırı düşecek şekilde hüküm kurulamaz.

 

  • Mirasçılıktan çıkarma, mirastan yoksunluk, mirasın reddi ve mirastan feragat halleri mirasçılık belgesi istenilmesine engel değildir.

 

 

  • Mirastan çıkarma halinde, alt soyu çıkarılanın yerine geçer. Bu nedenle çıkarılma halinde yerine geçen altsoyu, mirasçılık belgesinin verilmesini isteyebilir.

 

  • Belirli mal vasiyetinde (muayyen mal vasiyeti) mirasçılık belgesi verilemez.

 

 

  • K. 612. Maddeye göre; mirasın taksiminden önce terekeye dahil belli bir taşınmaz maldaki miras hakkının diğer bir mirasçıya temlikine ilişkin sözleşmenin geçerli bulunması için temlik edenin terekedeki tüm miras haklarını kapsaması gerekmez. Bu tür sözleşmeler geçerlidir ve bu sözleşme iştirak hali bozulmadan tapuda işlem yapılmasını sağlar.

 

  • Aynen paylaşmada, oluşturulan ve mirasçılara özgülenen malların mülkiyeti ayrı ayrı mirasçılara geçtiği halde, sözleşme ile paylaşmada, tereke mallarının mülkiyeti mirasçılara geçmemektedir. Borçlanma (taahhüt) işlemi niteliğindeki bu sözleşmenin yapılması ile paylaştırma mirasçılar için kesinlik kazanmaktadır. Artık mirasçıların üzerinde uyuştukları paylaştırma esaslarından diledikleri anda vazgeçmelerine imkan kalmamıştır ve paylaştırma sözleşmesinden doğan borcunu yerine getirmekten kaçınan mirasçılara karşı, diğerlerinin bu borcun yerine getirilmesini talep ve dava hakları vardır. PaylAştırma sözleşmesi, tek başına tereke mallarının mülkiyetini münferit mirasçılara geçirmez.
  • Paylaşım sözleşmesinin yapılması için bir süre yoktur. Ancak tarafların anlaşması ile paylaşma bir süre ertelenmişse, sürenin dolmasını beklemek gerekir ya da kanunda yazılı erteleme sebeplerinin bulunması halinde, hemen paylaşma yapılmaz.

 

  • Miras paylaşma sözleşmesi, tüm mirasçıların katılımı ile yazılı olarak düzenlenen bir sözleşmedir. Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tüm mirasçıların sözleşmenin düzenlenmesine katılmaları gerekir.

 

 

  • Gerçerli bir paylaşma sözleşmesi, bağlayıcı olup sözleşmeden tek taraflı olarak dönmek veya vazgeçmek mümkün değildir.

 

  • Paylaşım sözleşmesinin geçerliliği için paylarda eşitlik şart değildir.

 

 

  • Miras taksim sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal tescil davası açılabilir.

 

  • Mirasçılar arasında yapılan paylaşımın geçerli olması için kanunda öngörülen diğer koşulların yanında tüm mirasçıların bizzat ya da yasal temsilcilerinin paylaşıma katılmaları gerekmektedir.

 

 

  • Miras bırakanın katılımı veya izni olmaksızın henüz açılmamış bulunan bir miras hakkında mirasçıların yaptıkları taksim sözleşmesi geçerli olmaz.

 

  • Vasiyet alacaklısı, intifa hakkı sahipleri, vasiyeti tenfiz memuru, tereke temsilcisi, miras ortaklığı temsilcisi taksimi talep edemez. İntifa hakkı sahibi dışındaki sayılan bu kişiler mirasçılar arasında yer almadıkları için bir paylaşım sözleşmesine katılamazlar.

 

 

  • Fiil ehliyeti bakımından, küçüklerin, kısıtlıların ve ayırt etme gücü bulunmayanların fiil ehliyeti yoktur. Bu kişiler, hukuki bir işlem olan miras paylaşma ve miras paylaşma sözleşmesinin düzenlenmesine katılamazlar. Sözleşmenin, bu kişilerin yasal temsilcileri olan veli ve vasileri aracılığıyla düzenlenmesi gerekir.

 

  • Küçüklerin yasal temsilcisi ana-babalarıdır. Yasal temsilci veli ise, küçüğü temsilen, hukuki işlemleri, miras paylaşma sözleşmesini temsilci yapar. Hukuki işlemin yapılması için, vesayette yasal temsilci olan vasi gibi, bir makamdan izin veya icazet almalarına gerek yoktur.

 

 

  • Yasal temsilci vasi ise, vesayet altında bulunan bir kişi ile ilgili hukuki işlemleri temsilen yapar. Bu kişinin taşınmazının satılması, takas edilmesi v.b. temlikleri yapar. Ancak geçerli olabilmesi için Sulh Hakiminden izin alması gereklidir.
  • Yasal temsilci olan vasi, Sulh Hakiminin izni ile dahi, vesayet altındaki kişinin taşınmazını bağışlayamaz, vakfedemez.

 

  • Vasi ile vesayeti altındaki kişinin yararlarının çatışması halinde, hukuki işlemleri yapmak üzere, vesayet altındaki kişiye bir kayyım atanması gerekir.

 

 

  • Miras paylaşma sözleşmesinin yapılmasında,vasi ve vesayet altındaki kişi aynı miras bırakanın mirasçısı ise yararlarının çatışması ortaya çıkabilir. Bu hallerde küçük ve kısıtlıya bir kayyım atanmalıdır. Yine burada da Sulh Hakiminin izni aranacaktır.

 

  • Ayırt etme gücüne sahip küçük ile kısıtlı hukuki işlemle borç altına giriyorsa, işlemin yasal temsilci tarafından yapılması gerekir. Ancak borç altına girmiyorsa, temsilcinin işleme katılmasına veya yardımına ihtiyaç olmaksızın yapar.

 

 

  • Vesayet altındaki kişiye ait bir taşınmazın satılması, paylaşma sözleşmesinin yapılması temsilci aracılığıyla yapılmalıdır. Ancak ayırt etme gücüne sahip küçük ve ya kısıtlıyı temsilen vasinin yaptığı bu işlemlerin geçerli olması için Sulh Hakiminin izni gereklidir. Temsilci veli ise, hukuki işlemin yapılması için, vesayette yasal temsilci olan vasi gibi bir makamdan izin veya icazet alınmasına gerek yoktur.

 

  • Taraflardan biri veya her ikisi sınırlı ehliyetli ise, yani kısıtlı ve ayırt etme gücüne sahip kişilerin yasal temsilcisinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Paylaşma sözleşmesi de borçlandırıcı bir işlem olduğuna göre, sınırlı ehliyetlinin taraf olduğu sözleşmenin yasal temsilci marifetiyle yapılması gerekir.

 

 

  • Mirasçılar, terekenin tamamını paylaşabilecekleri gibi bir bölümünü de içine alan kısmi bir paylaşmada yapabilirler.

 

  • M.K. 676. Maddesine göre; mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya mirasçılar arasında yapacakları paylaşma sözleşmesinin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmasına bağlı olduğu vurgulanmıştır. T.M.K’nın 676. Maddesine göre miras paylaşımı ancak elbirliği mülkiyetinde söz konusu olur. Paylı mülkiyette anılan kanun maddesinin uygulama olanağı yoktur. Bu durumda paylaşımın tapuda ve noterde yapılması gerekir. Adi yazılı şekilde yapılamaz.

 

 

  • Mirs paylaşım sözleşmesi yazılı şekilde yapılmalıdır.

 

  • Bir işlemin belli şekilde yapılması, bir kanun hükmü ile öngörülmüşse buna kanuni şekil denilir. Kanuni şekil aynı zamanda geçerlilik koşuludur.
  • Taraflar, yapmayı düşündükleri ve hiçbir şekle bağlı olmayan bir işlemi belli bir şekilde yapmayı kararlaştırabilirler. Tarafların kararlaştırdıkları bu şekil aynı zamanda geçerlilik şeklidir. Sözleşme tarafların belirledikleri şekilde yapılmazsa geçerli olamaz.

 

  • Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, ayni hakların kurulması, değiştirilmesi ve silinmesi tapu sicilinde yapılacak tescil ile olur.

 

 

  • Gaiplik kararı, hacir kararı, kaza-i rüşt kararı, temsil yetkisinin sınırlandırılması, karı-koca mal rejimi ilanı, ilan şekline tabidir.

 

  • Yrgıtay 12.4.1944 gün ve 1943/14 Esas ve 1944/13 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, geçerliliği şekle bağlı sözleşmelerde, kanunun öngördüğü şekle uyulmaması, sözleşmeyi hükümsüz kılacağı ve bu hususun itiraz nedeni olduğu ve hakim tarafından doğrudan doğruya göz önüne alınacağı belirtilmiştir.

 

 

  • Şekil noksanı ile sakatlanmış bir sözleşme eksik bir borç bile doğurmaz. Böyle bir sözleşmeye dayanılarak yerine getirilen edinimler hükümsüzdür. Ve genel hükümlere göre açılacak bir haksız mal edinme davasına göre geri alınabilir.

 

  • Paylı mülkiyette T.M.K. 677. Madde uyarınca miras payının devri söz konusu olamaz.

 

 

  • Eğer paylaşma sözleşmesi yazılı yapılmadığı için geçersiz ise kullanma süresi de bu bakımdan paylaşmaya delalet etmez.

 

  • Yargıtay uygulamasına göre, uzun süreli kullanma paylaşmaya karine teskil ettiği kabul edilmekte ise de, karineye dayanılmaması halinde bu kural uyuşmazlıkların çözümünde nazara alınmayabilir. Paylaşmanın kanıtlanması için dayanılan senet geçerli değilse artık belli bir sürenin geçtiğinden bahisle taksimin yapılmış olduğu sonucuna varılamaz.

 

 

  • Taksimin varlığı senet gibi bir belge ile ispatlanmak istendiğinde senet geçerli değilse artık beli bir sürenin geçtiğinden bahisle taksimin yapılmış olduğu sonucuna varılamaz.

 

  • Müşterek mallar hakkında ancak Medeni Kanununun 634. Ve Tapu Kanununun 26. Maddesinin öngördüğü resmi şekil şartına uyularak taksim sözleşmesi yapılması mümkündür.
  • Trampa vaadinin Türk Medeni Kanununun 634., Tapu Kanununun 26. Ve Noterlik Kanununun 60/3. Maddeleri hükümleri uyarınca resmi biçimde yapılmış olması gerekmektedir.

 

  • Tüm mirasçılar mirasçılık belgesindeki hisselerine göre tapu dairesinde intikal etmesi gereken payları taşınmazların önce intikalini sağladıktan sonra aralarında değer farkı gözetmeksizin yaptıkları rızai taksime göre resmi şekilde üzerlerine geçirilmesini talep edip resmi şekilde yapabilirler.

 

 

  • Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar.

 

  • Paylaşım, dava konusu parselin taraflara paylı mülkiyet şeklinde intikal ettirildiği tarihten önce yapılmış ise geçerli bir paylaşımın bulunduğu göz önüne alınarak davanın kabulüne, paylı mülkiyetin oluşumundan sonraki bir evrede yapılmış ise resmi biçimde yapılmayan bir paylaşım hukuken bir değer taşımayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekir.

 

 

  • Tapulu taşınmazlara ilişkin sözleşmelerin T.M.K. 706., B.K.’nun 213 ve Y.K.’nun 26. Maddeleri uyarınca tapu sicil müdürü önünde, resmi şekilde düzenlenmeleri gerekir. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.

 

  • Tapulu taşınmazların paylaşım sözleşmesinin yazılı olarak yapılması yeterli olup resmi şekilde yapılmasına gerek yoktur.

 

 

  • Mirasçılar, paylaşım sözleşmesini aralarında yazılı olarak düzenleyebilecekleri gibi, notere başvurmak suretiyle de yapabilirler.

 

  • Tapulu ve tapusuz taşınmazların aynı paylaşım sözleşmesinde birleşmesi halinde, tapulu taşınmazlar esas alınarak, sözleşmenin adi yazılı şekilde düzenlenmesi gerekir.

 

 

  • Tapusuz taşınmazların paylaşımı herhangi bir şekle bağlı tutulmamıştır. Tapusuz taşınmazlar, mülkiyet ve zilyetliğin devri bakımından taşınır mal sayılırlar. Tapusuz taşınmazların miras paylaşım sözleşmesinin geçerliliği için yazılı biçimde yapılması şart değildir.Terekeye dahil tapusuz bir taşınmazın paylaşımı için yazılı paylaşım sözleşmesi yapma zorunluluğu bulunmamaktadır.

 

  • Mirasçıların terekeye dahil tapusuz taşınmazları kendi aralarında düzenledikleri yazılı veya Noter önünde yapılan sözleşme ile paylaşmaları da mümkündür. Tapusuz taşınmazların paylaştırılmasında, takdiri delil ilkesi esas olup, her türlü delille kanıtlanabilir.

 

 

  • Mirasçıların terekeye dahil taşınmazları, kendi aralarında düzenledikleri yazılı veya noterde ya da tapu sicil müdürü önünde yapılan sözleşme ile paylaşmaları da mümkündür.

 

  • Tapulu taşınmazların temliki ile ilgili işlemleri düzenlemeye yetkili olan tapu sicil müdürü, miras paylaşım sözleşmesi de yapabilir. Taksim sözleşmesinin tapu sicil memuru önünde yapılması da mümkündür.

 

 

  • Tapusuz taşınmazların paylaşılması bakımından Türk Eşya Hukuku ile Kadastro Kanununun hükümleri arasında bir fark bulunmamaktadır.

 

  • Paylı mülkiyet biçiminde tapuda kayıtlı taşınmazlara ait paylaşmaların geçerli olabilmesi için, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. Maddesi uyarınca tapu memuru önünde yapılması gerekir. Paylı mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı bir yerin haricen taksimi geçersizdir.

 

 

  • M.K., menkul malların paylaşımı için herhangi bir şekil öngörmemiştir.

 

  • Kadastro Kanununun 15/1. Maddesi ile, TMK’nun resmi şekil kuralından kısmen uzaklaşılmış , kadastro tespit gününden önce yapılan taksimlere hukukilik tanıyarak taşınmazın paylı ve elbirliği mülkiyet türüne bakılmaksızın, tapuda kayıtlı taşınmazların zilyetleri arasında yapılan rıza-i taksimin varsa belgeler, bilirkişi, tanık sözleri dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlanabileceğini öngörmüştür.

 

 

  • Taşınmaz, kadastroca tapuya bağlanmış ve bundan sonra harici anlaşma ile fiilen taksim görmüş ise, K.K. 15. Maddesinin uygulanması mümkün olmaz. Tespitten sonra yapılan paylaşmalar kadastroyu ilgilendirmez. Tespitten sonraki paylaşmalar, genel hükümlere göre yapılır.

 

  • Kadastro tespiti sırasında, tutanağın düzenlendiği tarihten önce yapılan paylaşmalar esas alınır. Gerek kadastronun idari evresinde gerekse yargısal evresinde tespitten önce yapılmış olan paylaşmalar göz önünde tutulur. Kadastro tespitinden önce taşınmazın tapuda paylaşması yapılmış ise, kuşkusuz kadastro tespiti son paylaşım kayıtları esas alınarak yapılır.
  • Kadastro tespiti sırasında kadastro ekibinden taşınmazın paylaştırılması istenemeyeceği gibi, itiraz aşamasında kadastro komisyonundan da istenemez. Kadastro mahkemesince de paylaştırmaya karar verilemez.

 

  • Kadastro mahkemesince yenilik doğurucu nitelikte hüküm verilemez. Paylaşım ve ortaklığın giderilmesine karar verilemez.

 

 

  • İster davacı, ister davalı olsun, Kadastro davalarında paylaştırmaya dayanan kimse, bu iddia ya da savunmayı ispatla yükümlüdür.

 

  • Yapılan bir paylaştırmada kendisine pay düşen bir paydaş; o payını tapu dışı bir işlemle bir üçüncü kişiye satmış olsa bile, harici paylaşım tapulu bir taşınmazı tapusuz bir duruma sokmadığı için, üçüncü kişi Kadastro Kanununun 15/1. Maddesinden yararlanamaz.

 

 

  • Borçlar Kanununun geçersizliğe ilişkin genel hükümleri, paylaşma sözleşmeleri hakkında da uygulanır. Hata, hile, ikrah (korkutma) yüzünden iptal edilebilir olma yanında, şekil noksanı yahut ehliyetsizlik gibi sebeplerden ötürü kesin olarak hükümsüz olması da söz konusu olacaktır.

 

  • Sözleşmenin geçersizliğini doğuran sebepler, yazılı paylaşım sözleşmesi ve aynen paylaşma hallerinde uygulanır.

 

 

  • Paylaşma sözleşmesinin geçersizliğini ya da hükümsüzlüğünü ileri sürme hakkı mirasçılara aittir. Mirasçı sıfatı bulunmayan bir kişi sözleşmenin geçersizliğini ileri süremez.

 

  • Miras payını devir alan üçüncü kişinin paylaştırmaya hakkı bulunmadığı için, paylaştırmanın geçersizliğini ileri sürme hakkı da bulunmamaktadır.

 

 

  • Aynen paylaşmada yazılı bir sözleşmenin bulunması gerekmez.

 

  • Geçerlik koşuluna uyulmadan yapılan paylaşma geçersizdir. Haricen düzenlenen paylaşma sözleşmesi hukuki bir sonuç doğurmaz.

 

 

  • Mirasçılardan biri ya da bir kaçının paylaşmaya katılmaması halinde, paylaşma hukuken bir sonuç doğurmaz. Bir mirasçının dışarıda bırakılmış olması veya katılımının sağlanmamış olması sözleşmenin hükümsüzlüğü sonucunu doğurur.

 

  • Paylaşma sözleşmesi, sözleşmenin taraflarından birinin ehliyetsiz olması halinde de hükümsüzdür.

 

 

  • Paylaşma sözleşmesinin muvazaalı olarak yapılması, sözleşmenin hükümsüzlüğü sonucunu doğurur.

 

  • Paylaşma sözleşmesi, gabin, hata, hile, tehdit (korkutma) sebebiyle feshedilebilir. Ancak 1 sene içinde fesih iradesini bildirmezse sözleşme geçerli hale gelir.

 

 

  • Taksim sözleşmesinden sonra, o sözleşmeyi yapanların sözleşmenin bozulması sonucunu doğuracak şekilde intikal işlemi yaptırmaları halinde artık o sözleşmeye ve taksime dayanılamaz.

 

  • Tarafların B.K. 16. Maddesi uyarınca kararlaştırdıkları iradi şekil ile oluşan bir işlemin/sözleşmenin ortadan kaldırılması da şekle bağlı değildir. Taraflar iradi olarak belirledikleri şekle uymaksızın, işlemi ortadan kaldırabilirler.

 

 

  • Ancak kanuni bir şekle bağlı olmayan sözleşmenin ortadan kaldırılması/iptali için kanunda bir şekil belirlenmişse, bu şekle uyulmak gerekir.

 

  • Yine kanunen yazılı şekle bağlanmış bir sözleşmenin değiştirilmesi yazılı şekle bağlıdır. Ancak, sözleşmeyi bozmayan ve ya değiştirmeyen bütünleyici ve yan koşullara ilişkin değişiklikler yazılı şekle tabi değildir.

 

 

  • Kanuni şekle bağlı sözleşmenin değiştirilmesi, değişikliğin yeni bir sözleşme ile gerçekleştirilmesi anlamını taşır. Buradaki değişiklik sözleşmenin esaslı noktalarına ilişkin değişikliktir. Buna karşılık sözleşmede yapılacak değişiklikler esaslı noktalara değil de yan (ikinci derecedeki) noktalara ilişkinse, bunlar tamamlayıcı nitelikte olduklarından, yazılı şekle tabii değildirler.

 

  • Resmi şekle bağlı bir sözleşmenin değiştirilmesi de resmi şekle bağlıdır.

 

 

  • Haricen yapılan bölüşme (taksim) sözleşmesinin uygulanmasını isteyen davacının, bu sözleşmeden sonra yapılan ve sözleşmenin bozulması sonucunu doğuracak şekilde olan tapudaki intikal işleminde başvurusu varsa, artık davacı bölüşme sözleşmesine dayanamaz.

 

  • Kanuni şekle bağlı bir sözleşmenin ortadan kaldırılması/iptali, şekle bağlı değildir. Taraflar hiçbir şekle başvurmadan sözleşmeyi ortadan kaldırabilirler.

 

 

  • Tarafların iradi şekil ile oluşan bir işlemin/sözleşmenin ortadan kaldırılması da şekle bağlı değildir.

 

  • Kanunun iptalini şekle bağladığı işlemler için o şekle uyulması gerekir.

 

 

  • Borç oluştuktan sonra meydana gelen imkansızlıkta borçlunun kusuru yoksa ödence ile sorumlu olmaz.

 

  • Miras taksim sözleşmesinin imkansızlık sebebiyle kısmen ya da tamamen iptali istenebilir.

 

 

  • Tapu siciline yazılacak kayıtlar; tesciller, şerhler ve beyanlardır.

 

  • Miras paylaşım sözleşmesi sonucu tapu siciline yazılacak taşınmazlar için işlem tescildir. Sözleşme ile paylaşma halinde, terekeye dahil olan bir taşınmaz kendisine isabet eden mirasçının taşınmazın bağımsız mülkiyetine geçmesi için tapu siciline tescil ettirmesi gerekir.

 

 

  • Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce kazanılır.

 

  • Tescilsiz kazanma hallerinden biri de miras paylaşımıdır. Aynen/elden paylaşmada olduğu gibi yazılı paylaşım sözleşmesinin yapılması ile mirasçıların tereke malları üzerinde tek ve bağımsız mülkiyet hakkı kurulur. Tapuya tescil işleminden önce paylaşım ile mirasçıların mülkiyet hakları doğar.

 

 

  • Miras paylaşım sözleşmesine göre tapu siciline göre tescil yapılabilmesi için tescil isteme hakkının doğmuş olması gerekir. Bir mirasçının paylaşım sözleşmesi uyarınca kendisine bırakılan taşınmazı adına tescil etme hakkı doğar. Tapu siciline yapılacak tescil için tescile konu taşınmaz malikinin yazılı beyanda bulunması gerekir. Tescil beyanı şekle bağlıdır. Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır. Bir tescilin terkin edilmesi, değiştirilmesi, ancak bu kayıtların kendilerine hak sağladığı kimselerin yazılı beyanı ile yapılacağı hükme bağlanmıştır.

 

  • Uygulamada tescil için devir ve temlik eden kişi ile lehine tescil yapılacak kişinin birlikte yazılı beyanda bulunmaları aranmaktadır.
  • Ancak elbirliği mülkiyeti halinde bulunan taşınmazlar miras paylaşım sözleşmesine konu olur.

 

  • Tüm mirasçıların katılımı ile yapılan bir paylaşım halinde tescilin ön koşulu olan yazılı beyanda bulunmanın mirasçıların tamamı tarafından imzalanıp resmi memura verilmesi gerekir.

 

 

  • Subjktif kısmi paylaşma halinde, paylaşmaya katılan mirasçılar/ortaklar tarafından düzenlenip, imzalanması yeterlidir.Paylaşmaya katılmayan mirasçıların yazılı beyanda bulunmaları gerekmez.

 

  • Ayni hakkı tescilden önce kazanan kimse gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir. Kazanmanın kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile olması hali buna örnektir. Bu durumda tasarruf ve tescile konu taşınmaz malikinin ayrıca yazılı beyanda bulunmasına gerek kalmayacaktır.

 

 

  • Miras paylaşımı halinde, taşınmaz kendisine bırakılan mirasçı, paylaşım sözleşmesi ile Tapu Sicil Müdürüne başvurur. Tapu Sicil Müdürü, yazılı talep basılı örnekten birini doldurmak üzere beyanda bulunan kişiye verir veya doldurmak suretiyle yazılı beyanını alır. Ayrıca mirasçılık belgesi sunulur. Gerekirse doktor raporu da istenebilir.

 

  • Tescil için yazılı beyanda hak sahibi ya da temsilcisi bulunabilir. Veli, vasi ya da vekil temsilci olabilir.

 

 

  • Küçüğün yararına olmak şartıyla kendisine intikal eden miras hakkı üzerinde ana ve baba miras paylaşım sözleşmesi yapabilirler.

 

  • Ancak, çocuk ile ana ve baba arasında ya da ana ve babanın yararına yapılan işlemlerde, çocuğa bir kayyımın atanması ve yapılan işlemin hakimin onayına sunulması gerekir.

 

 

  • Vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerde vasi temsil eder. Yasal temsilci olan vasinin miras paylaşım sözleşmesi yapması ve buna dayanılarak tescil beyanında bulunması için vesayet makamından/Sulh Hukuk Hakiminden izin alması gerekir. Tescil için yazılı beyanda bulunan yasal temsilcinin vasi olarak atanmasına ve paylaşma sözleşmesi yapmaya izin verilmesine ilişkin karar örneklerini resmi memura vermesi gerekir.

 

  • Tapulu taşınmaza ilişkin paylaşım sözleşmesi vekil aracılığıyla yapılıyorsa; B.K. 388/3. Maddedeki özel yetkiyi içeren vekaletnamesi olmalıdır.

 

 

  • Tescil sebebe bağlı bir işlemdir. Tescil geçerli bir hukuki sebebe dayanmalıdır. Terekeye dahil bir taşınmazın paylaşmaya dayanılarak tapuya tecili için, yazılı paylaşım sözleşmesine ihtiyaç vardır. Yazılı paylaşım sözleşmesi, tescil işlemi için kanunun aradığı hukuki sebeptir.

 

  • Yazılı paylaşım sözleşmesine dayanılarak kendisine taşınmaz isabet eden mirasçı yazılı beyanına bu belgeyi/paylaşım sözleşmesini eklemek sureti ile tapu sicil müdüründen tescil isteğinde bulunabilir.

 

 

  • Mirasçılardan biri yazılı olmak koşuluyla miras payını diğer mirasçıya veya 3. Kişiye devredebilir. Bu tür sözleşme miras paylaşma sözleşmesi niteliğinde olmayıp payını satan paydaş, bu pay fiilen eline geçtikten sonra onu satın alan paydaşa devretmek borcunu yükler.

 

  • Miras paylaşım sözleşmesi ile miras payının diğer bir mirasçıya devri sözleşmesi şekil bakımından adi yazılı şekle tabidir.

 

 

  • Ancak miras payının 3. Kişiye devrinde resmi şekil koşulu öngörülmüştür.

 

  • Miras payı devri/ miras payı üzerindeki sözleşmeler, mirasın açılmasından önce ve mirasın açılmasından sonra yapılınabilinir.

 

  • Miras payının devrine ilişkin TMK. 677 ve 678. Maddeler paylı mülkiyette uygulanmaz. Paylı mülkiyette, devir ve temlik işlemlerinin tapu sicil müdürü önünde yapılması gerekir.

 

  • Miras payını devir edecek mirasçının yasal ya da atanmış mirasçı olup olmamasının bir önemi yoktur. Yasal mirasçılar gibi atanmış mirasçılar da miras payını devredebilirler.

 

 

  • Bir kişi terekedeki miras payının tamamını temlik edebileceği gibi terekenin bir kısmı üzerindeki miras hakkını da devredebilir.

 

  • Mirasın taksiminden önce terekeye dahil olan belli bir taşınmaz maldaki miras hakkının diğer mirasçıya temlikine ilişkin sözleşmenin geçerli bulunması için temlik edenin terekedeki tüm miras haklarını kapsaması gerekmez. Bu nitelikteki sözleşmeler geçerlidir ve böyle bir sözleşme iştirak hali bozulmadan işlem yapılmasını sağlar.

 

  • Elbirliği mülkiyetine tabi hakka dayanarak önalım davasının ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğer ortakların muvafakat etmesi gerekir.
  • Elbirliği mülkiyetine tabi bir davada, diğer mirasçıların davaya muvafakatı, duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle ya da davayı takip eden Avukata vekaletname verilmesi ile sağlanabilir. Ortakların muvafakatı sağlanamazsa, murisin terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında biri olursa, davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder.
Tags: