Ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden bakım alacaklısından alacaklı olan kişiler, alacaklarını alamadıkları gerekçesiyle söz konusu sözleşmenin iptalini isteyebilirler.
Bakım alacaklısından nafaka alacağı olan kişiler de ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptalini isteyebilirler. Borçlu tasarrufunun iptaline ilişkin İİK. 277. Madde ve devamı hükümlerinin uygulanması söz konusu olur.
B.K. 19. Madde uyarınca ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaa hukuksal nedenine dayanarak iptali için dava açılabilir.
Muvazaa, sözleşmenin taraflarınca ileri sürüldüğü takdirde muvazaanın tanıkla ispat edilmesi mümkün değildir. Ancak muvazaa, muris muvazaasına dayalı olarak mirasçı tarafından ileri sürülmüşse kendisi sözleşmenin dışında kaldığı için her türlü delille muvazaayı ispatlayabilir.
M.K. 565/4 hükmündeki koşullar, yani saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacı ile yapılan açık kazandırmalar kesin biçimde kanıtlanmadıkça, miras bırakanın sağlığında yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ivazlı tasarruf sayılır ve tenkisi de istenemez.
Miras bırakan tarafından ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca devrettiği tapu kaydının, miras bırakanın asıl amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğu iddiasıyla iptali, bu olmadığı takidirde tenkis istemi şeklinde dava açılabilir.
Tenkis davası, bakım borçlusuna, ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.
Mirasçıları, bakım alacaklısının, bakım borçlusu tarafından bakılıp gözetilmediği nedeniyle bakım borçlusuna karşı tapu iptal ve tescil davası açamazlar. Bu sebeple dava hakkı, sağlığında bakım alacaklısına aittir.
Mirasçılar, herhangi bir süreye tabi olmadan murisin ehliyetsizliği nedeniyle, öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl içinde de hata, hile ve korkutma nedeniyle sözleşmenin feshi ile tapunun iptali davasını açabilirler.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tapu siciline yansıtılmadığı sürece; yani tapu kaydı halen miras bırakan bakım alacaklısının üzerinde bulundukça, muvazaa nedenine dayalı olarak mirasçılar tarafından açılacak tapu iptal ve tescil isteminin dinlenilmesine olanak yoktur.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi için, ehliyetsizlik ve bakılıp gözetilmediği nedenlerine dayanarak iptal ve tescil davası açılmış ise, önce kamu düzenini ilgilendiren ehliyetsizlik iddiasının incelenmesi gerekir. Davacının ölünceye kadar bakma sözleşmesi tarihinde ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde diğer iddiaların araştırılması gerekir. Ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde ise, başkaca araştırmaya gerek kalmadan yapılan işlemin ( temlikin ) iptaline karar verilecektir.
Bakım alacaklısı ya da vasisi, ehliyetsizlik ya da bakım borcunun yerine getirilmediği (akde aykırılık ) iddiasıyla tapu iptal-tescil davası açabilirler.
Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiili ehliyeti yoktur.
Ölünceye kadar bakma akitleri aslında ivazlı tasarruflardan olup, tenkisi istenemez. Ancak murisin açıkça saklı payları ihlal kastıyla hareket ederek yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri tenkise tabidir.
Tenkis davalarına, seçimlik hakkın kullanıldığı tarihten itibaren faize hüknedilmesi gerekir. Dava tarihinden itibaren faiz yürütülemez.
Çekişmeli taşınmazın ölünceye kadar bakma akdi ile temlik edilmesi halinde bu tür akdin ivazlı olduğu dikkate alınarak yapılan temlikler yönüyle tenkis iddiasının dinlenmesi söz konusu olmaz. Davalının bakım borcunu yerine getirdiğinin anlaşılması söz konusu olduğu için tenkis isteği söz konusu olamaz.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde, edimler arasında önemli ölçüde oransızlık olduğunu iddia eden taraf, diğer yanın bu fazlalığı kendisine bağışladığını kanıtlayamadığı durumda, 6 ay önceden bildirimde bulunulmak suretiyle sözleşmeyi her zaman feshedebilir.
Edimi önemli ölçüde yoğun olan tarafta bağışlama amacının var olduğu kanıtlanırsa, bu durumda sözleşme fesih bildirimiyle sona erdirilemez. Bağış iradesinin varlığı fesih bildiriminin yapılmasını engeller. Edimi fazla olan tarafta bağışlama iradesinin bulunmadığı yasal karinedir. Fazla alan taraf, bu fazlalığın kendisine bağışta bulunmak amacı güdüldüğünü ispat külfeti altındadır.
Fesih, altı aylık bir önelin geçmesine bağlıdır. Eş deyişle önel verilmek suretiyle fesih altı ay evvel bildirimde bulunmak suretiyle her zaman yapılabilir.
Fesih halinde, taraflar o zamana kadar birbirlerine vermiş oldukları şeyleri geri vermek zorundadırlar. Sözleşmenin son bulması anına kadar geçen sürede yerine getirilmiş olan edimler, ana para ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucu alacaklı çıkan tarafa geri verilir. Sözleşmenin feshedilmiş olması nedeniyle herhangi bir tazminat istenemez. Dava açılmışsa, hakim ya sözleşmeyi fesheder ya da davayı reddeder.
Önel verilmek suretiyle sözleşme sona erdirilmişse, fesih, sözleşmenin yapıldığı ana kadar geçmişe yürür ve bu tarihten itibaren ortadan kalkmış sayılır.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin, aşırı yararlanma (gabin) sebebiyle feshi istenemez.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesine karşı ‘irade bozukluklarına’ dayanarak taraf, sözleşme ile bağlı olmadığını ileri sürerek sözleşmenin geçersizliğini dava edebilir. Sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemeze sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hale gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkansız hale getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Hakim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.
Yani taraflardan her biri (bakım alacaklısı ve bakım borçlusu), sözleşmeyi önel vermeksizin tek yanlı olarak feshedebilir, verdiği şeyi geri alabilir, karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkını kullanabilir.
Önelsiz fesih sebebiyle bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlanması şeklinde karar verilmişse, ayrıca ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptaline karar verilemez, çünkü akit hükümleri taraflar arasında geçerliliği korumakta ve yürürlükte bulunmaktadır.
Verilen şeylerin geri istenmesi 10 yıllık zamanaşımına bağlıdır. Bakılanın geri vereceği tutarın hesaplanmasında zorluk vardır. Bunun için bakıldığı süre içinde irat hesap edilir ve faiz ilavesiyle bu para geri verilir. Bakana, bakılanın devrettiği mallar mevcut ise aynen geri alınır. Eğer 3. Şahıslara temlik etmiş ve temlikde muvazaa da söz konusu değilse değerleri geri verilir. Muvazaa varsa iptal edilerek mallar geri alınır. Tarafların ifaları arasında takas da yapılabilir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesine aykırılık hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil davası açılabilmesi için; borcun ifasının fiilen gerçekleşmemiş veya akde aykırı biçimde gerçekleşmiş olması gerekir.
Tek yanlı olarak önel verilmeksizin sözleşmeden dönme iradesinin diğer tarafa ulaşmasından itibaren sözleşme geçmişe etkili yani başlangıcından itibaren ortadan kalkmış sayılır.
Fesih üzerine, diğer taraf da menfi tespit davası açabilir. Sözleşmeden dönme şarları yoksa hakim fesihi kaldırabileceği gibi ölünceye kadar bakma yükümlülüğünü de irada çevirebilir.
Önel verilmeksizin sözleşmenin feshini içeren T.B.K. 617. Maddenin şartları var ise; gerek bakım alacaklısı, gerekse bakım borçlusu sözleşmeden tek yanlı olarak dönebilir.
Ölünceye kadar bakma aktinin fesih hakkı sözleşmenin taraflarına yani bakım alacaklısı ile bakım borçlusuna aittir. Tarafların ölümü üzerine yerine geçen mirasçıları bakım sözleşmesinin feshini isteyemezler.
Şu hallerde, sözleşmenin tarafları yüklendikleri ödevlerini yerine getirmemiş sayılırlar : a) Taraflar, sözleşme gereğince taahhütlerini yerine getirmediği, b) Borçlunun bizzat borcunu ifa etmediği, c) Borçlunun alacaklıyı evine almadığı, d) Alacaklının oturduğu meskenin oturmaya elverişli olmadığı, e) Alacaklının normal olarak ihtiyaçlarının temin edilmediği, f) Münasip elbise giydirilmediği ve temizliğinin yaptırılmadığı, g) Alacaklının muayene ve tedavisinin yaptırılmadığı, h) Taraflar arasında geçmsizlik olduğu, I) Kötü davranış, tenkit, eksik gıda, sağlığa zararlı mesken, sözleşmeyi feshe neden olur.
Fesih, karşı tarafa bildirilmekle bakım sözleşmesi yapıldığı andan itibaren ortadan kalkmış olur.
Bakım alacaklısının, ölen bakım borçlusunun mirasçılarına karşı bakım sözleşmesini sürdürmek istemiyorsa 1 yıllık süre içinde bildirimde bulunması T.M.K. 618. Hükmü gereğidir. Bu süre geçirildiği takdirde sözleşmenin mirasçılar ile sürdürüldüğünü ve bakım borcunun mirasçılara geçtiği kabul edilmelidir.
Sözleşmenin önel verilmeksizin feshinin istenmesi konusunda dava açılması halinde hakim; bu fesih istemini yerinde bularak sözleşmeyi feshedebilir ya da aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir. Sözleşme, varlığını sürdürüyordur. Sadece bakım borçlusunun, bakıp gözetme borcunun niteliği değişmiş ve ömür boyu gelir bağlama halini almıştır. Ancak bakım borçlusu, bakım alacaklısına bağlanan ömür boyu gelir ödeme borcunu yerine getirmemişse bakım alacaklısı, sürdürülen ölünceye kadar bakım sözleşmesinin feshini isteyebilir.
Hakimin, bakım alacaklısı lehine ömür boyu gelir bağlama yetkisini kullanabilmesi için, taraflar arasında kişisel ve insancıl ilişkilerin sürdürülme imkanının varlığı şarttır.
Başkasına ait, tapuda kayıtlı taşınmazların noter tarafından düzenlenen ‘’satış vaadi’’ akdi ile satışı, kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle geçerlidir. Yani borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiçbir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez.
Maliki olmadığı bir taşınmazı satmış bulunan kişi aleyhine açılacak (ifa ve mülkiyetin alıcıya geçirilmesi) davasının redde müncer olması, böyle bir satışın B.K.20. Maddesinde öngörülen afaki (objektif) imkansızlık nedeniyle geçersiz sayılmasını gerektirmez. Çünkü böyle bir sözleşme ‘’borç doğuran’’ bir sözleşme olarak geçerlidir ve sonuçta sübjektif imkansızlık nedeniyle tasarruf işleminin, yani ifanın yerine getirilmemesi sonucunda meydana gelen zararın tazmini B.K. 96. Maddesi gereğince satıcıdan istenebileceği gibi, eğer bir ceza şartı kararlaştırılmış ise, bunun da ödetilmesi B.K. 158. Maddesi uyarınca alıcı tarafından istenebilir.
3. H.D. 17.09.2013-10595/12801 Sayılı kararda; ‘ somut olayda; davacı satış vaadi sözleşmesine dayanmaktadır. Ne var ki vaat borçlusu ve mirasçıları, davanın açıldığı tarihte taşınmazın maliki olmadığından aynen ifa imkansızlığı nedeniyle müspet zararı isteyebilir. Hal böyle olunca mahkemece, ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle, taşınmazın rayiç değerinin bilirkişi marifetiyle tespiti ile belirlenen rayiç bedele hükmedilmesi gerekirken, yazılı ve yanılgılı gerekçelerle, hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken uygulanan denkleştirici adalet kuralına göre hesaplanan miktara hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bozmayı gerektirmiştir.’’
M.K. 518. Madde; bakım alacaklısının, bakım borçlusunun ölümünden itibaren 1 yıl içerisinde mirasçılar ile sözleşmeyi devam ettirmediğini bildirme zorunluluğu vardır. Bu bildirim yapılmazsa; sözleşmenin mirasçılar ile sürdürüldüğü ve bakım borcunun mirasçılara geçtiği kabul edilmelidir.
K. 517. Maddeye göre; ölünceye kadar bakım sözleşmesinden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan her birinin, tek yanlı olarak sözleşmeyi feshetme, verdiği şeyi geri alma, hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır. O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı, her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir. Öte yandan B.K. 517. Maddesi hükmüne göre; hakim sözleşmeyi feshedecek yerde, iki taraftan birinin talebi ile yahut resen, artık birlikte yaşamalarına nihayet verip, buna karşılık bakım alacaklısına kaydı hayat ile bir irat tahsis edebilir. Ancak takdir edilecek irat, yanların özel ve ekonomik durumlarına uygun ve adil olmalıdır. Fakat uyuşmazlığın bu yönde çözüme bağlanması; bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanlarının ortadan kalktığı ya da büyük ölçüde sınırlandığı haller için düşünülmelidir.
Eğer bakım borçlusunun bakım görevini yerine getirmediği iddia ediliyorsa açılacak dava akde aykırılık hukuksal sebebine dayanan ölünceye kadar bakma akdinin feshi, tapu iptali ve tescili istemi olmalıdır.
Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, 1 yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası halinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusundan isteyebilir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısının ölümü halinde sona erer. Çünkü ölümle ortada bakılacak kişi kalmamıştır. Oysa bakım borçlusunun ölümü ile sözleşme sona ermez.
Bakım borçlusunun ölümü halinde, bakma ve gözetme yükümlülüğü bakım borçlusunun mirasçılarına geçer.
Bakım borçlusunun ölmesi halinde mirasçıları, salt öldüğünden bahisle sözleşmenin feshini isteyemezler. Bu durumda sadece ve ancak bakım alacaklısı, sözleşmenin 1 yıl içinde feshini isteyebilir.
Bakım borçlusunun mirasçıları ile sürdürülen sözleşme taraflarca Madde. 617 koşullarının varlığı durumunda önel verilmeden feshedilebilir.
Bakım alacaklısının, bakım borçlusunun ölümünden itibaren 1 yıl içinde mirasçılar ile sözleşmeyi devam ettirmek istemediğini bildirme zorunluluğu vardır. Bu bildirim yapılmadığı takdirde bakım sözleşmesinin, ölen bakım borçlusunun mirasçıları ile sürdürüldüğü ve bakım borcunun mirasçılara geçtiği kabul edilir.
M.K. 618.’de bakım borçlusunun ölümü halinde alacaklıya 1 yıl içinde sözleşmeyi feshetmek hakkı tanınmışsa da, ölen bakım borçlusunun mirasçıları için böyle bir hak tanınmış değildir. Bakım alacaklısı, anılan fesih hakkını süresi içinde kullanmadığı takdirde bakım borçlusunun mirasçıları murislerinin sözleşmeden doğan bakıp gözetme borcunu yerine getirmekle yükümlüdürler.
Bakım alacaklısı, bakım borçlusunun ölümü üzerine ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi halinde, aktardığı tapulu taşınmazın kaydının iptali ile kendisi üzerine tescilini bakım borçlusunun mirasçılarından geri isteyemez. İ.B.K. 5.6.1957 ve T.B.K. 618. Madde uyarınca borçlunun iflası halinde iflas masasından talep edebileceği miktarda bir paranın ödenmesini bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.
Bakım alacaklısı, bakım borçlusunun mirasçılarına karşı sözleşmeye aykırılık nedeniyle sağlığında fesih davası açabilir. Açmamışsa, bakım alacaklısının mirasçıları bu kez sözleşmeye aykırılık sebebiyle bakım borçlusunun mirasçılarına karşı dava açamaz. Çünkü alacaklı sağlığında bu hakkını kullanmamış olup ölümü ile bu hak mirasçılarına geçmez.
Bakım borçlusunun ölümü halinde, ölüm tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde bakım alacaklısı sözleşmenin feshini isteyebilir. 1 yıllık süre hak düşürücü süredir. Bakım borçlusunun öldüğü tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 1 yıllık süre geçmişse dava süre yönünden reddedilir. Bu şekilde feshin sonucu geçmişe etkili değildir. Feshin hükümleri önceye etkili olamayacağı için sözleşmenin o zamana kadar meydana getirdiği hükümleri muhafaza edilmiş sayılır. Ancak fesih beyanının kullanılması ile ölünceye kadar bakım sözleşmesi ortadan kalkar.
Bakım alacaklısının, ölüm nedeniyle sözleşmeyi bozması (feshetmesi) halinde bakım borçlusuna verdiği malı aynen mirasçılardan geri istemesine yasal olanak yoktur. Bu durumda TMK. 518 uyarınca sadece borçlunun iflası halinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para talep edebilir. Bu halde fesih hükümleri önceye etkili olamayacağından ölünceye kadar bakma sözleşmesi o zamana kadar meydana getirdiği hükümleri muhafaza eder.
Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım alacaklısına sağladığı hakların bir başkasına devri yasaklanmıştır. Çünkü bakım borçlusunun yükümlülüğü, alacaklının şahsi ihtiyacının karşılanmasıdır.
Bakım borçlusu iflas etmişse; bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken ana para değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.
Bakım borçlusuna karşı, 3. Kişilerce haciz işlemi yürütülmekte ise, bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere hacze katılabilir. Bakım alacaklısının alacaklılarınca yapılacak haciz hitamında sözleşmedeki bakıp gözetme talebinin bu alacaklılara geçmesi mümkün değildir.
Ölünceye kadar bakım sözleşmesinden kaynaklanan bakım borcuna ilişkin çekişme feragat nedeniyle reddedilen ilk davadan sonra da sürüp giderse; bakım alacaklısı, bakılmadığından söz ederek yeniden bir dava açabilir. Bakım alacaklısının önceki davadan feragat etmiş olması yeni dava açmasın engel oluşturmaz. Çünkü bakım borcu süreklilik gösteren bir borçtur.
B.K. 613. Madde; bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Satıcıların, mirasçıların ve diğer elbirliği ortaklarının kanuni ipotek haklarının, mülkiyetin naklini izleyen 3 ay içinde tapu siciline tescil edilmiş olması gerekir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesine konu edilen ve bakım borçlusuna tapuda devredilen taşınmazın, bir başkasına bakım borçlusu tarafından devir ve temlik edilmesi mümkündür. Bakım alacaklısı böyle bir temliki engelleyemez.
Bakım alacaklısının haklarını güvence altına almak için tapuda bakım borçlusuna yapılan temlik tarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde kanuni ipotek hakkını tescil ettirmesi gerekir. Bakım alacaklısı, bakım borçlusuna taşınmazı temlik tarihinden itibaren 3 ay içinde kanuni ipoek hakkını tescil ettirmiş ise, sözleşme uyarınca bedel olarak verdiği taşınmazı üzerinde ipotek hakkını muhafaza eder.
Bakım alacaklısı, yasal ipotek hakkını,taşınmazın bakım borçlusuna temlik tarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilir. Ancak bu 3 aylık süre geçtikten sonra 3. Kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi için tapu siciline tesil ettirmesi gerekir.
3 aylık süre içinde tapuda kanuni ipotek hakkının tescil ettirilmediğinin anlaşılması halinde bakım alacaklısı, artık 3. Kişiye karşı tapu iptali ve tescil isteminde bulunamaz. Ancak muvazaalı temlikler bu kuralın dışındadır. Yani 3 aylık hak düşürücü süre içinde tapuya tescil ettirmediği takdirde kanuni ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında 3. Kişilere karşı kullanmasına yasal imkan bulunmamaktadır.
Kişi taşınmazı edinmde iyi niyetli ise; TMK. 1023’den yararlanır. Böyle bir durumda edinim tarihinde taşınmazın bedeli belirlenerek TBK. 616/. Uyarınca bakım borçlusundan bedelin tahsiline hükmetmek gerekir. Eğer 3. Kişi olan davalının, ölünceye kadar bakma sözleşmesine konu taşınmazı edinmesinin muvazaalı olması ya da iyi niyetli olmaması nedeniyle TMK. 1023’den yararlanamaması söz konusu ise üzerindeki tapu kaydının iptali ve davacı bakım alacaklısı adına tescili söz konusu olacaktır.
Bakım alacaklısının, taşınmazın bakım borçlusu tarafından 3. Kişiye satılması sebebiyle ölünceye kadar bakma akdinin feshini isteme hakkı bulunmamaktadır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan 3. Kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı tapulu taşınmaz temlikinin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Özel bakıma muhtaç bulunmamak veya sözleşmeden sonra çok kısa bir süre yaşamak gibi olgular sözleşmenin muvazaalı olduğunu göstermez.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olup olmamasında saptanacak husus, bu temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılıp yapılmadığının ve temlikte bakıp gözetme koşulunun değil, bağış amacının üstün tutulup tutulmadığının saptanmasıdır.
Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkanını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler. Hakim sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödenmesine karar verebilir.
Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoya ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmış bakım alacaklısı sağ iken, bu sözleşmenin muvazaalı olduğu ileri sürülerek ancak kendisi (bakım alacaklısı) dava açabilir; yoksa onun çocukları, kendi adlarına örneğin ehliyetsizlik ve muvazaa nedeniyle dava açamazlar.
Yargıtay kararlarında, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tarafları sağ oldukça çocukların kendi adlarına muvazaa nedeniyle dava açamayacakları ifade edilmiştir.
Bakım alacaklısının ölümü üzerine mirasçılar halefiyet yoluyla (murisin hakkına dayanarak) muvazaa nedeniyle tapu iptal davası açmışlarsa, muvazaa hukuksal olgusu yazılı delille kanıtlanmak zorundadır.
Ancak mirasçılar, muris muvazaası nedenine dayalı olarak (kendi haklarına dayanarak) dava açmışlarsa muvazaa her türlü delille kantılanabilir.
Taraf muvazaası ve murisi muvazaası tamamen farklı hukuki sebeplere dayanan, sonuç ve hükümleri ayrı olan dava türleridir. Sebep birliği olmadığından taraf muvazaası davası, muris muvazaası davası yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı gibi, derdestlik itirazına da ess alınamaz.
Bakım alacaklısı tarafından, taraf muvazaasına dayanılarak ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshine ilişkin açılan davaya, onun ölümü üzerine mirasçıları olan davacılarca devam edilmesi, o davaya muris muvazaası davası niteliği kazandırmaz.
Mirasçılarca, taşınmaz devrinin gerçek bakım karşılığı olmadığı, bağış iradesinin üstün tutulduğu ileri sürülerek ölünceye kadar bakım sözleşmesinin muvazaa ile illetli olduğundan dolayı her zaman (ölümden sonra) dava açabilirler.
Miras bırakanın saklı payı zedeleme kastı ispatlanmadıkça, onun yaptığı ölünceye kadar bakım sözleşmeleri ivazlı tasarruflardan olduğu için tenkisi istenemez.
Ancak murisin açıkça saklı payları ihlal kastıyla hareket ederek yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri tenkise tabidir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaası nedeniyle; olmazsa tenkisi şeklinde kademeli olarak iptali istenebilir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, salt aşırı yararlanma sebebiyle feshedilemez. Yani edimler arasındaki oransızlık sebebiyle önel verilerek feshedilemez.
Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinde bakım alacaklısının ne kadar bir süre daha yaşayacağı belli olmayacağına göre, bakım borçlusunun ivazının tespiti mümkün değildir. Bu itibarla ölünceye kadar bakım sözleşmesinin belirtilen hukuki niteliği itibariyle, iptal isteğinde gabin hukuksal nedenine dayanılamaz.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tarafları yönüyle kişisel hak doğurur. Bu hak anılan sözleşmesin taraflarının ölümü halinde mirasçılarına karşı da ileri sürülebilir. Bakım borçlusu, kendi yükümünü yerine getirmiş olmakla tescil isteme hakkına kavuşmuştur.
Sözleşmeye konu taşınmazın bakım alacaklısının ölümünden önce istenebileceğinin zorunlu olduğuna dair herhangi bir yasal hüküm yoktur.
Bakım borçlusunun, sözleşmede kendisine verilmesi üstlenilen değerlerin devrini istemesi hakkı 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
Devredilecek değer bir taşınmaz ise ve bakım borçlusu taşınmazın henüz adına tescil edilmediğini bilmeksizin kendi bakım edimini düzenli biçimde yerine getirmişse, artık bakım alacaklısının 10 yıl içinde tescili istememiş olması nedeniyle ileri sürdüğü zamanaşımı defi, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir ve dinlenmez.
Ölünceye kadar bakma sözeşmesinin ihlali dolayısıyla tazminat talebi, TBK. 146. Madde uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
Sözleşmeye konu taşınmazın mülkiyetinin aktarılması istemi TBK. 90 uyarınca ifa zamanı kararlaştırışmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça doğumu anında yani sözleşmenin kurulmasıyla muaccel olur.
Mirasçı temliki tasarrufu miras bırakanın sağlığında biliyorsa, zamanaşımı ölüm gününde başlar.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin konusu taşınmaz, fiilen bakım borçlusuna teslim edildiğinde zamanaşımı savunması dikkate alınmaz.
Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ve konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Hukuka ve ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hakim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir.
Bakım alacaklısının üstlendiği malvarlığını devretme borcunun mutlaka onun sağlığında yerine getirileceğine ilişkin bir yasal hüküm bulunmamaktadır. Öldükten sonra da mirasçılarına karşı devri sağlamak için tapu iptal tescil isteminde bulunulabilir. Hatta bakım borçlusunun külli halefleri dahi mirasçılara karşı tapu iptal ve tescil davası açabilirler.
Ölen bakım alacaklısının mirasçıları, bakım borcunun yerine getirilmediğinden söz ederek bakım borçlusuna karşı sözleşmenin feshine ilişkin dava açamazlar. Eş deyişle; bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla anılan sözleşmenin feshini isteme hakkı, sadece bakım alacaklısına aittir. Bakım alacaklısının sağlığında kullanmadığı bu hakkını öldükten sonra mirasçılarının ileri sürmesi iyi niyet kurallarıyla bağdaşmaz.
611/2; ‘Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır’.
Mirasçı atamaya ilişkin ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.
Ölünceye kadar bakım sözleşmesiyle mirasçı atanan kişi, sözleşme ile kendisine taahhüt edilen taşınmazların ya da tüm mirasın mülkiyetinin devrini bakım alacaklısından sağlığında isteyemez. Çünkü mirasçı atama işlemi, ancak bakım alacaklısının ölümü ile hüküm ifade eder.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi resmi şekilde düzenlenmedikçe bakım borçlusu, bakım alaaklısından ya da onun ölümü halinde mirasçılarından taahhüt edilen taşınmazın kendi üzerine aktarılmasını isteyemez. Aksi hlde açılan tapu iptal ve tescil davası reddedilir. Ancak kademeli olarak bakım masraflarını içeren bir tazminatın hesaplanarak kendisine verilmesini bakım borçlusu mirasçılardan isteyebilir.
Bakım masraf ve ücretinin ödenmesi, bağımsız bir dava ya da somut olayda olduğu gibi kademeli olarak istenebilir.
Ölünceye kadar bakma aktini düzenlemeye, Sulh Hakimi, Noterler ve Tapu Sicil Muhafız ve memurları yetkilidir.
Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hale gelir veya başkaca önemli sebepler, sözleşmenin devamını imkansız hale getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Hakim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.
Miras bırakanın, bakım alacaklısı sıfatıyla yaptığı ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca bakım borçlusuna devretmeyi yükümlendiği taşınmazın kaydını henüz devretmeden ölmesi üzerine, mirasçıları sözleşmenin iptalini istemeden doğrudan sicil kaydının iptali ile kendi adlarına tescilini istemeleri mümkün değildir. Çünkü sözleşme infaz edilerek oluşturulmuş bir sicil kaydı yoktur.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle yapılan temlik tarihinden sonra miras bırakanla evlenen kişinin, muris muvazaasına dayanan iptal davasını açmaya hakkı vardır. Ancak davayı kendi lehine sonuçlandırabilmesi için temlikin mirastan mal kaçırmak amaçlı olduğunu ispat etmesi gerekir. Somut olaydaki gibi temlik tarihinde miras bırakanın tek mirasçısı varsa ve temliki de bu mirasçısıyla yapmışsa artık mirastan mal kaçırmak amacından söz edilemez.
Muris, yaşamı esnasında var olan tüm mirasçıları arasında hak dengesini gözetecek şekilde taşınmazlarını, var olan mirasçıları arasında paylaştırma amacıyla intikal ettirmişse, 2. Eşi temlik tarihinde mirasçı sıfatına haiz olmadığı ve aynı tarihte temlikte bulunmadığı başka mirasçısının varlığı söz konusu olmadığına göre murisin mal kaçırma amacı ve muris muvazaası söz konusu değildir.
Temlik tarihinde mirasçı olmayan ancak ölüm tarihinde mirasçı olan kişinin muvazaaya dayalı tapu iptali davası açabilmesi için miras bırakanın temlik tarihinde başka mirasçısının olması ya da varsa paylaştırma amcıyla temlikin yapıldığının anlaşılamaması halinin gerçekleşmiş olması gerekir. Salt, temliki işlemin yapıldığı tarihte davacının mirasçı olmaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilemez.
Ölünceye kadar bakım akdi yapılmamış olsa da hastalığı boyunca bakıp gözetme gibi insancıl bir güdü ile bir başka kişiyle ilgilenilmesi, buna karşılık düşük bedelle taşınmazın minnet duygusuyla temlik edilmesi ilişkisinde muvazaa yoktur. Eş deyişle, bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu ile yapılan temlikte taşınmazın akitteki bedeli ile gerçek değeri arasında fark bulunması muvazaanın kanıtı sayılamaz.
Miras bırakanın ölümüne yakın bir evrede, tek taşınmazını ölünceye kadar bakma aktiyle mirasçısına temlik etmesi halinde, ortada diğer mirasçılardan mal kaçırma amacının var olduğu kabul edilir.Çünkü temlik, murisin ölümüne yakın bir tarihte gerçekleşmiş olup, sahip olduğu tek taşınmazının tamamını değil, belli bir payını temlik etmesi bakıp gözetme amacının sağlanmasına yeterlidir. Yani miras bırakanın temliki makul karşılanabilecek bir sınırda kalmadığı için işlemin muvazaalı yapıldığı anlaşılmaktadır.
Ancak tek taşınmazın temlik karşılığı bakıp gözetme yükümü yıllarca sürmüş olsaydı, temlikin muvazaa ile illetli olduğu sonucuna varılamazdı.
Temlik edilen şeyin geliri ile hizmet (bakım) karşılığı arasında adil bir oranın bulunması gerekir. Çünkü temlikte bulunan kişi, gelirinin bir kısmı ile zaten bu bakım görevini davalı tarafa veya 3. Bir kişiye yaptırabilir. Buna rağmen büyük bir servetin nakline yol açacak bir işleme başvurması gerçek anlamı ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak kabul olunamaz.
Bir kimsenin malvarlığının tümünü veya ona yakın bir kısmını ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile başkasına devretmesi halinde olayların akışına ters düştüğü takdirde gizli bağış niteliğini taşır.
Özel bakımı ve aşırı bir külfeti gerektirmedikçe, eşler birbirlerine bakmakla kanunen ve ahlaken yükümlüdürler. Öte yandan bir kimsenin malvarlığının tümünü veya ona yakın miktarını ölünceye kadar bakmak için başkasına temlik etmesi, saklı payı giderme kastı bakımından objektif delil sayılır. Özellikle miras bırakanın temlik ettiği malın geliri ile veya başka gelirleri ile geçinmesi ve gerektiğinde kendisine baktırması mümkün iken, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmak yoluna başvurması da ard niyet taşıdığını gösterir.
Eşler arasına ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin yapılması mümkündür. Bu sözleşme, salt TMK hükümlerine göre esasen eşin görevinin diğerini bakıp gözetmek olduğu nedenine dayanarak sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez.
Bir kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf, mirasçı atanması sayılır.
Bakım alacaklısı (miras bırakan) ile bakım borçlusu arasında yapılan ölünceye kadar bakım sözleşmesinde, bakım borçlusu mirasçı olarak atanmışsa; bakım alacaklısı sağlığında ifası gereken bir yükümlülük altına girmiş sayılmaz. Buna karşılık bakım borçlusu mirasçı olarak atandığı için bakım borcunu ölünceye kadar yerine getirmek zorundadır. Bakım alacaklısı, sağlığında mal devretme yükümü altına girmemektedir. Mirasın açılmasıyla (ölüm tarihi) bakım borçlusu atanmış mirasçı sıfatıyla malvarlığından hak kazanır.
B.K. 36. Madde; taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması halinde, sözleşmeyle bağlı değildir.
B.K. 39. Madde; Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatılmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi kabul etmiş sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Ölünceye kadar bakıp gözetme koşuluyla temlik etmek yerine hileli olarak tapuda yapılan işlem sonucu oluşturulan tapu kaydının iptali istenebilir. Hata, hileye dayalı iddialar her türlü kanıtla ispat edilebilir. Bu tür ilişkilere dayalı davaların ‘’taraf muvazaası’’ olarak vasıflandırılması ve yazılı kanıt zorunluluğundan söz edilmesi doğru değildir.
Hile, her türlü delille ispat edilebileceği gibi, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilebilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
1 yıllık hak düşürücü süre içinde davalı taraf olarak da hata ve ya hile sebebine dayanarak defi olarak savunmada bulunulabilir.
Bakım borçlusunun birden fazla olması halinde her birinin bakım yükümlülüğü, eğer sözleşmede birlikte bakım borcunun yerine getirilmesi hususunda bir kayıt yoksa birden çok bakım borçlusunun taahhüt ettiği bakım yükümlülüğü birbirinden ayrı olarak düşünülmelidir. Birlikte bakıp gözetilme zorunluluğu yoktur. Bakım borçlusu öldüğü için bakım alacaklısının ölen borçlunun mirasçılarına yönelttiği dava TBK. 618 hükmüne dayanması gerekir. Öteki bakım borçlusu ise bakıp gözetme yükümünü yerine getirmediği için ona karşı açılacak davada ise TBK 617 hükmüne dayanmak gerekir.
Sözleşmede bakım borcunun tüm bakım borçluları tarafından birlikte yerine getirileceğine ilişkin bir kayıt var ise müteselsil sorumluluk söz konusu olur. Aksi takdirde her akit, tek başlarına bakım alacaklısına karşı bakma yükümlülüğünü üstlerine almışlardır. Bakım alacaklısı, akitlerin her birinden bakma şartına riayet etmelerini ayrı olarak isteyebilir.
Hakim, insana, tabiata, gerçeğe, olağana sırt çevirmeden ve katı kalıplar içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa ‘insan kokusu’ taşıyan bir çözüm getirmek zorunluluğundadır. (Y. 1. H.D. 31.12.1976-9370/13138 )
Bakım alacaklısı, bakım borçlusunun ölümünden itibaren 1 yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu süre içinde sözleşmenin feshi yönünde bir irade beyanında bulunulmamışsa; sözleşmenin bakım borçlusunun mirasçılarıyla devam etmek arzusunda olduğu anlamı çıkmaktadır. Ancak ölen bakım borçlusunun mirasçıları ile devamında, sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hale gelir ve başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkansız hale getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse , taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeden feshedebilir.
Tek yanlı olarak sözleşmeden dönme mutlaka dava yoluyla olmak zorunda değildir. Dönme bildiriminin öbür tarafa varmasından itibaren sözleşme önceye etkili olarak ortadan kalkmış olur.
Bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlanmasından sonra bu edimin yerine getirilmemesi halinde bakım alacklısı tarafından sözleşmenin feshi istenebilir. Ömür boyu gelir bağlanması, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin feshedildiği anlamına gelmez, sözleşmenin halen sürdürülmekte olduğu kabul edilir. Bakım borçlusu, irat tahsisi yükümlülüğüne aykırı davranırsa, bakım borçlusu ile alacaklısı arasındaki hukuki ilişkinin temelini oluşturan ve varlığını yeni yükümlülükle sürdüren ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshinin istenebileceğinin kabulü gerekir.
Sözleşen yanlardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve iradeyi bozan olgular sözleşmenin geçerliliğine etki etmez.
Davacının, kendisine bakılacağı vaadiyle sözleşme yapması ancak daha sonra kendisiyle ilgilenilmediğini ve bu nedenle kandırıldığını ileri sürerek sözleşmenin feshi ve tapu iptal tescil istemesi mümkün değildir. Sadece T.B.K. 617’deki ‘akde aykırılık’ sebebiyle sözleşmenin feshi ve tapu iptal tescil istenebilir.
Bakım borçlusu, bakım yükümünü yerine getirmediğinde, bakım alacaklısı ancak sözleşmenin iptalini isteyebilir. Mahkemece, tapuda işlem görmeyen ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali yerine; tapu kaydının iptali ve tescili şeklinde karar verilmemelidir. Yani ölünceye kadar bakma sözleşmesinin konusu, daha önce intifa hakkı saklı tutularak kayıtsız şartsız devredilen taşınmazın intifa hakkının bakım sözleşmesi karşılığında devri ise davalı, bakım sözleşmesinin gereklerini yerine getirmediğinde sadece intifa hakkının devrini öngören bakım sözleşmesinin iptali ile yetinilmesi gerekir. Kayıtsız şatsız devri öngören önceki sözleşmenin dolayısıyla tapu kaydının tümden iptali usul ve yasaya aykırıdır.
İrat bağlanması kararına aykırı davranılması halinde ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi istenebilir. İrada çevirme (gelir bağlama), tarafların birlikte yaşamalarına son verir, ne var ki sözleşmeyi sona erdirmez, sözleşme yeni fiili şekliyle devam eder.
Bakım alacaklısı yararına, devrettiği taşınmaz üzerinde M.K. uyarınca yasal bir ipotek hakkı vardır. Bakım alacaklısı kendisine tanınan bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, söz konusu hak düşürücü süre geçtikten sonra 3. Kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi tapu siciline tescil edilmesine bağlıdır. 3 aylık hak düşürücü süre içinde tapuya tescil edilmeyen yasal ipotek hakkı muvazaalı temlikler dışında 3. Kişilere karşı kullanılamaz.
Tek taraflı bir irade beyanı ile yeni bir hukuki durumun yaratılmasını, mevcut hukuki durumun değiştirilmesini veya kaldırılmasını sağlayan haklara, yenilik doğurucu (inşai) haklar denir.
Ölünceye kadar bakma akdinden kaynaklanan davaların, niteliği itibariyle davalının bir iş yapmaya, bir şey vermeye veya bir işi yapmamaya mahkum edilmesi istemini içeren eda davası olduğu açıktır.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi resmi şekilde düzenenmediğinde bu sözleşmeye değer verilerek tapu iptali ve tescil kararı verilemez. Ancak sözleşmenin tarafları geçersiz sözleşmenin öngördüğü yükümlülükleri, ortada geçerli bir sözleşme varmış gibi eksiksiz yerine getirmişlerse ve bakım alacaklısı, sağlığında sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmemişse mirasçılar artık sözleşmenin geçersizliği savunmasına dayanamazlar.
Şeklen geçersiz sözleşme, hukuki sonuç doğurmadığından böyle bir sözleşmenin iptali istenemezse de iptal istemi içinde geçersizliğin tespiti isteminin de varlığı mahkemece kabul edilmeli sözleşmenin geçersizliğinin şekil eksikliği sebebiyle tespitine karar vermekle yetinilmelidir.
Davalı bakım borçlusu adına tapuda tesis edilmiş bir tapu kaydının mevcut olmaması ve tapu kaydının halen bakım alacaklısı adına olması halinde sadece bakım sözleşmesinin iptaline hükmedilir sadece sözleşmenin iptali ile yetinilir.
Taraf muvazaası ve muris muvazaası, tamamen birbirinden ayrı hukuki sebeplere dayanan, sonuç ve hükümleri ayrı olan dava türleri olup sebep birliği olmadığından, taraf muvazaası davası muris muvazaası davası yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceği gibi, derdestlik itirazına da esas alınamaz.
Miras bırakan tarafından taraf muvazaasına dayanarak açılan davaya onun ölümü üzerine davacı tarafından devam edilmesi, o davaya muris muvazaası niteliğini kazandırmaz.
Muris muvazaası nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür.
Çocuklara karşı yapılan temliklerde sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir.
Bakım alacaklısının minnet duygusuyla taşınmazını ölünceye kadar bakım akdine konu yapması geçerlidir. Bakıp gözetme eyleminin sözleşme kurulmadan önce vaki olması daha sonra hatta ölümüne yakın bir tarihte sözleşmenin yapılıp temlik edilmesi de mümkündür.
Muvazaalı sözleşmenin yapıldığı tarihte mirasçı konumunda olmayan ancak ölüm tarihinde mirasçı olan kişinin muvazaa iddiasında bulunması mümkündür. Yeter ki temlik tarihinde temlik dışı başka bir mirasçı bulunsun.
Muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkin dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin tarafları arasında ise; muvazaa iddiasının, ancak yazılı delille ispatlanması zorunludur. Bakım alacaklısın ölümü üzerine mirasçılar halef olarak dava açmışlarsa yani murisin hakkına dayanmışlarsa yine yazılı delille muvazaa kanıtlanır. Mirasçılar, kendi haklarına dayanarak yani mirastan nal kaçırmak amacıyla temlik yapıldığı iddiasında ise muvazaa her türlü delille kanıtlanabilir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin taraf muvazaası iddiasında sözleşme resmi şekilde yapılmış olsa dahi, muvazaa adi yazılı delille ipatlanmalıdır.
Murisin (bakım alacaklısının) sağlığında bakım borçlusuna karşı açtığı tapu iptali ve tescil davası reddedilmiş ve bu hüküm kesinleşmişse, artık mirasçılardan mal kaçırma amacı olmadığından daha sonra mirasçıların açtıkları muvazaaya dayalı tapu iptal tescil davası reddedilir.
Miras bırakanın gerçek amacının mirasçılar arasında paylaştırma (denkleştirme) olduğu anlaşılmışsa mirastan mal kaçırma olgusundan söz edilemez.
Denkleştirmenin miras bırakana ait her bir taşınmazda her bir mirasçıya pay ya da hak vermesi şeklinde yapılmsına gerek olmayıp, tüm malvarlığında her bir mirasçıya kabul edilebilir ölçüde bir mal veya hak vermesi halinde, miras bırakanın amacının mal kaçırma olmadığı, sağlığında malvarlığını mirasçıları arasında paylaştırma kastı taşıdığının kabulü zorunludur.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaa sebebiyle iptali ve tapu iptal tescil davası, muvazaalı olarak taşınmazı temlik alan kişi (bakım borçlusu) veya onun mirsçılarına ya da kötü niyetli tapuda malik gözüken 3. Kişilere karşı davalı sıfatıyla dava açılabilir.
Tenkis davası, geçerli sözleşmeleri ve işlemleri konu eder. Oysa muvazaaya dayalı davanın konusu geçersiz sözleşmeler ve işlemlerdir.
Murisin gerçek bir bakım amacıyla değil, sırf saklı pay kurallarını dolanma maksadıyla yaptığı açık olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyarınca olan kazandırmalar tenkise tabidir.
Tenkis ve muvazaa davaları kademeli açıldığında öncelikle muvazaa iddiası dikkate alınır ve incelenir.
Muvazaa sebebiyle tapu iptal tescil davası, tenkise oranla daha geniş kapsamlı olduğundan ıslah yoluyla da olsa tenkis davası, muvazaa davasına dönüştürülemez. Ancak muvazaa davası, tenkis davasına dönüştürülebilir.
Tenkis davasında hüküm, saklı pay oranında el atılan tasarrufun iptaline veya bedelin tahsiline şeklinde kurulur. Muvazaada ise istek halinde tapunun tümden iptaline de karar verilebilir.
Gerek uygulamada ve gerekse öğretide, satıştaki semenin mutlaka para olması gerekmeyeceği ilkesi, özel bakımı gerektiren ve ancak istisnai nitelikteki durumlarda kabul edilebileceği benimsenmiştir. Yoksa, çocukların anne ve babalarına bakmaları ve ilgilenmeleri ahlaki bir ödev olarak kabul edilmelidir. Yani, ancak normalin üzerinde özel ve külfet arz eden hizmetlerin semen olarak kabulü gerekir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri aslında ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Ancak miras bırakanın açıkça saklı payları ihlal kastı ile hareket ederek yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri tenkise tabidir.