Aşı, tıbbi müdahalenin, koruyucu tedavi kapsamında yapılan, birtakım hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak üzere, o hastalığın mikrobuyla yapılan eriyik olarak tanımlanan maddelerin vücuda enjekte edilmesidir.
Tıbbi müdahalenin bir çeşidi olan ‘AŞI’ her şeyden önce, tüm tıbbi müdahalelerde olduğu gibi, kişinin rızasına tabidir. Küçüklerin ve mahcurların (kısıtlıların) söz konusu olduğu durumlar için ise veli ve vasinin rızası gerekir. Söz konusu rıza, hekimin, diş hekiminin veya sınırlı muameleler bakımından yetkili sağlık personelinin yaptığı tıbbi muamelenin hukuka uygun olduğunun kabulü için gereklidir.
Bir tıbbi ve koruyucu tedavi yöntemi olarak uygulanan aşılama, Yasal mevzuat olarak, sadece Umumi Hıfzısıhha Kanunu Madde 57 de sayılan bir grup salgın hastalığın açığa çıkması halinde, yine aynı yasanın 72. Maddesinde belirtilen tedbirler çerçevesinde uygulanır. Toplum sağlığını ciddi anlamda tehdit eden bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek adına, hastalığın görüldüğü yerin karantinaya alınması, hastalık şüphesi taşıyanların tecrit edilmesi ve yine gerekli görülmesi halinde bu kişilerin aşı ya da serumla tedavi edilmesi gibi birkaç aşamalı tedbirler uygulanır. Ancak belirttiğimiz üzere söz konusu tedbirler sadece, ilgili yasanın 57. Maddesinde sayılan salgın hastalıklar için söz konusu olup, bebekler ve belli yaşa kadar çocuklar üzerinde tatbik edilen birtakım aşı uygulamaları açısından, zorunluluk içeren hiçbir yasal mevzuat bulunmamaktadır.
Uygulamada, Yeni doğan bebeklerin hastane kayıtları üzerinden bağlı bulundukları aile hekimine bildirim yapılıp, aile hekimliği tarafından da ailelere aşı yaptırmaları yönünde bir çağrı yapılıyor. Aile aşıyı reddettiği takdirde, hemşire ve hekim tarafından ikna edilemezlerse, bir tutanak formu imzalatılıyor. İş bu tutanak aile hekimliği tarafından il/ilçe sağlık müdürlüğüne bildiriliyor. Sonrasında da, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından, aile hakkında, aile mahkemesinde, 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda ‘korunmaya muhtaç çocuk’ kapsamında, bebek ya da çocuk hakkında aşılanmasına yönelik sağlık tedbiri uygulanmasına karar verilmesi için dava açılıyor. Bu konuda şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan iki dava söz konusu oldu. Bunlardan ilki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Uşak İl müdürlüğünün 02.11.2012 tarihinde Sivaslı Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı ve mahkemenin 2012/319 Esas ve 2012/235 Karar sayılı 05.11.2012 tarihli kararında, küçüğün aşılanmasına yönelik verdiği karardır. Söz konusu karar küçüğün velisi tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu yapılmış ve Yüksek Mahkemece; ‘Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan tıbbi deneylere tabi tutulamaz’ ve ‘herkes özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.’ Maddeleri çerçevesinde fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yönelik tıbbi müdahalelerin kişinin rızası olmaksızın yapılamayacağının, bunun istisnasının müdahale yapılmadığı takdirde telafisi güç zararların doğacağı ve kişinin hayatını kaybedeceği durumlar olduğunu, somut başvuru bakımından bu şartlar söz konusu olmadığı gibi, zorunlu aşı uygulamasında müdahaleye yetki veren bir Kanun hükmünün ya da hukuki temelin bulunmadığı, 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda yer alan düzenlemenin ise kişi haklarını koruyan anayasal, yasal ve Uluslar arası sözleşmelerden kaynaklanan tüm düzenlemeler karşısında yeterli bir düzenleme olmadığı için , müdahaleyi meşru hale getiren unsurlardan biri olan kanunilik şartını sağlamadığı gerekçesiyle, müdahalenin Anayasanın 17. Maddesine aykırı olduğu saptaması yaparak, küçüğün başvurusunu haklı bulmuştur.
Bir diğer tartışılan dava, Ordu Cumhuriyet Başsavcısının ikizlerinin aşılanmasını reddetmesi üzerine, yine Bakanlık birimleri tarafından aile mahkemesinde açılan davadır ki; orada, Uşak Asliye Hukuk Mahkemesinden farklı olarak, yerel mahkeme savcı ve eşini, ikizlerini aşılatmama konusunda haklı bulmuş, davayı reddetmiş, karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından da onanmıştır. Bu iki davada ebeveynlerin ortak düşüncesi aşı eriyiklerinin içerisinde civa ve alüminyum gibi metaller bulunduğu ve uzun vadede, özellikle otizm, MS, hiperaktivite bozukluğu, dikkat eksikliği, ve alerjiler gibi sağlık sorunlarına yol açtığıdır. Kişisel görüşüm, anne-babaların aşı yaptırmama konusundaki direnci, sadece bazı hastalıkların kaynağı olmaları değil, aynı zamanda, aşıların, üzerinde deney yapılan hayvanların mikrobuyla (domuz gribi, gibi) üretilen ilaçlar olmaları nedeniyle işin içine dini saiklerin de karıştırılmasıdır.
Öte yandan, sağlıklı bir nesil yetiştirme ve toplum sağlığını koruma açısından devletin Anayasa’dan kaynaklanan görevlerinin varlığı da, belli konularda sağlık politikası oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Tıp bilimin gelişmesinde büyük önemi olan aşılar, birçok hastalığın tedavisinde, özellikle küçük yaşta çocuklarda görülen belli hastalıkların önlenmesinde ve bu hastalıklara karşı direnç kazanmada büyük önem taşır. Konunun uzmanları, aşının uygulanması ile elde edilen faydanın, verdiği iddia edilen ve speküle edilen zararlardan çok daha fazla olduğu konusunda ısrarlılar. Yine aşılanmayan çocukların hem kendileri hem de diğer çocuklar açısından, dolayısıyla kamu düzeni ve toplum sağlığı açısından büyük risk teşkil ettiği de, bir diğer gerçek olarak uzmanlar tarafından ifade ediliyor.
İhtilaf konusu haline gelen aşılama konusunda, bir tıbbi müdahale olduğu, kişinin, küçük ve mahcur ise veli ya da vasinin, küçük veya mahcur için, acil, hayati bir risk teşkil etmediği sürece, rızası olmaksızın yapılamayacağıdır. Ebeveynlerin bu konudaki direnci, velayet ya da vesayet görevinin kötüye kullanılması olarak da yorumlanamaz. Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda sayılanlar dışında hiçbir aşı zorunlu değildir. Küçüklük dönemi aşılarının yapılması konusunda ise, zorunlu olduğunu iddia edebileceğimiz hiçbir yasal düzenleme yoktur ve boşluk bulunmaktadır. Ancak bu yönde yapılacak yasal düzenlemenin de, kişilerin anayasa ve uluslararası sözleşmelerle garanti alınan, ‘kişi dokunulmazlığı, maddi-manevi varlığı’ ve ‘özel ve aile hayatına saygı hakkı’, yada ‘sağlık hakkı’ gibi temel kişilik haklarına aykırı olmayacağını söylemek de mümkün olmayacaktır.
İREM ŞAHİN
AVUKAT
