Paylı Mülkiyetin Özgülenmesine İlişkin Yargıtay Kararı

Paylı Mülkiyetin Özgülenmesine İlişkin Yargıtay Kararı

ÖZÜ : Yazlık ev olarak kullanılan taşınmazdaki küçük pay malikleri olan 20 davalı karşısında ¾ payın sahibi olan davacının üstün hakkı olduğunun kabulü gerekir.

‘’… 13 Ada, 47 parsele gelince, az yukarıda da belirtildiği gibi yarı oranda davacı ve ölen eş Yaşar adına kayıtlıdır. Mirasçılık belgesine göre, ayrıca davacı Ş.N.’ın ölen eş Yaşar adına kayıtlı ½ payda da 8640/17280 miras hakkı bulunmaktadır. Mirasçılık belgesi de dikkate alındığında taşınmazın tamamının 3/4’ü davacı eş adına, kalan ¾ pay ise 20 davalı arasında paylaştırılacaktır. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda taşınmazda sayıca kalabalık olan davalıların her birine küçük oranlarda pay düşmektedir. Yazlık ev olarak kullanılan taşınmazdaki küçük pay malikleri olan 20 davalı karşısında ¾ payın sahibi olan davacının üstün hakkının olduğunun kabulü gerekir. T.M.K.’nun 226/2. Maddesine göre davacı eşin bu parseldeki isteğinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır….’

(Y. 8. H.D. 17.11.2009 T, 2009/4269 Esas ve 2009/5640 Karar )

‘’ Davacı E.Y. vekili, dava dilekçesinde; 2841 Ada, 66 Parsel üzerinde kurulu binada 7 nolu bağımsız bölümde davalı Ö.Ç. adına kayıtlı ½ payın T.M.K.’nun 226. Maddesi gereğince vekil edeninin üstün yararı bulunması nedeniyle iptali ile vekil edeni adına bedeli karşılığında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, 30.03.2006 tarihli cevap dilekçesiyle, sunduğu diğer dilekçelerde ve yaptığı beyanlarda kısaca; T.M.K.’nun 226. Maddesinin edinilmiş mallar için öngörülen bir madde olduğunu, mal ayrılığı rejimine tabi bir mal için üstün yarar olduğu gerekçesiyle T.M.K.’nun 226. Maddesinin uygulanamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, ‘’….. 2841 Ada, 66 Parselde, 100/1000 arsa paylı 7 nolu meskenin davalı adına olan ½ payına isabet eden 80.000-TL tutarındaki bedelin T.M.K.’nun 226/2. Maddesi gereğince davacı tarafça dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıya ait D. Kurtköy Şubesinde bulunan 382…nolu hesaba yatırılmasına, 80.000-TL tutarındaki bedelin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacı tarafça davalıya ait hesaba yatırıldığı tarihte tapuda davalı adına olan ½ payın iptaliyle bu payın davacı adına tesciline…’’ karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından esastan, davalı vekili tarafından ise yargılanma giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4721 Sayılı T.M.K.’nun 226/2. Fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu bir maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davacının kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı tarafın dayandığı T.M.K.’nun 226/2. Fıkrasında ‘’tasfiye sırasında paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir’’ denilmektedir. Maddenin bu fıkrasıyla eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altında paylaşım yapılmadan eşlerden birine verilmesi öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir yarar sahibi olduğunu kanıtlayan ve diğer eşin payını ödeyen eş, paylaşımı önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesin sağlayabilecektir. T.M.K.’nun 226/2. Fıkrası, hem mülkiyet hakkına getirilen bir yasal sınırlama ve hem de, paylı mülkiyetin sona erme yollarından birisini öngörmektedir. Bu hükme dayanan eş; yasadan doğan bir hakkını kullanmaktadır. Bu hükmün emredici nitelikte olmadığı doktrinde hakim görüş tarafından ifade edilmektedir. Anılan maddede tanımlanan hakkın, hukuki niteliği doktrinde oldukça tartışmalı olmakla beraber ‘’kurucu yenilik doğuran hak niteliğindeki bir yasal önalım hakkı’ (kanuni şifa hakkı) olduğu söylenebilir. Davacı E.Y. diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacının diş hekimi olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü de doğrudur.

Eşler arasındaki mal rejimi 4721 sayılı T.M.K.’nun öngördüğü biçimde hangi nedenle olursa olsun son bulduğunda, mal rejiminin tasfiyesine gidilir. Amaç, ilk önce eşlerin mal varlıklarını birbirinden ayırmaktır. T.M.K.’nun 226/2. Fıkrasının öngördüğü çözüm biçimi konusunda eşler anlaşamadıkları takdirde diğer eşin üstün yararı bulunduğu hukuki sebebine dayanarak bu tür davaları açma hakkına sahiptir. Üstün hukuki yararın kanıtlanamaması halinde ise, bu takdirde eşlerin başvuracağı yöntem T.M.K.’nun 699. Maddesinde öngörülen paylaşma biçimi olacaktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi aşamasında ve eşler arasındaki her türlü paylı mülkiyet ilişkilerinde T.M.K.’nun 226/2. Fıkrası uygulama alanı bulabilmektedir. Madde metninde sadece istekte bulunan eşin payın değerini ödemesi öngörülmüş ise de, paylı mülkiyette bulunan ve payını devredecek olan tarafın uğramış olduğu bütün zararların karşılanması gerekeceğinin de kabulü gerekir. Bu nedenle sözü edilen madde uygulanırken ‘fedakârlığın (özverinin) denkleştirilmesi’ kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Biçimsel olarak bu tür davalar kanuni şufa hakkıyla ilgili davalara benzemektedir. Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından yetkili mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu yer mahkemesidir (HUMK. Md. 13)

Mahkemece, bilirkişilerin 15.10.2006 günlü raporunda belirtilen 140.000-TL’lik değer ile bilirkişilerin 20.02.2009 tarihli raporunda açıklanan ‘çalıştırılan yerin dişçi muayenehanesi olması nedeniyle ve ticari bir ayrıcalık gözetilerek belirlenen 20.000-TL ek değerin’ toplamı olan 160.000-TL’nin ½’si üzerinden 80.000-TL gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tespit tarihi bakımından 140.000-TL’lık değerin doğru olmadığı görülmektedir. Paylı mülkiyetteki payın iptali ve tescili için T.M.K.’nun 226. Maddesinde değer tespiti açısından herhangi bir tarih ve zaman öngörülmemiştir. T.M.K.’nun paylaşmalı mal ayrılığı rejimi için düzenleme yaptığı 248. Maddesinde; ‘paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, (eşine payının ödeme günündeki karşılığını) vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir’ hükmüne yer verilmiştir. Edinilmiş mallar için öngörülen aynı kanunun 235/1. Fıkrasında ise ‘… edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar’ denilmiştir. 248. Madde ödeme günündeki karşılığını 235. Madde ise, tasfiye anındaki değerini öngörmüştür.

O halde bütünlük sağlamak açısından T.M.K.’nun 226/2. Fıkrasında öngörülen paylı mülkiyetteki payı için, ‘tasfiye anındaki ve ödeme günündeki’ kavramlar da gözetilerek, bu tarihin karar tarihine yakın bir tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır. Böyle bir durumda payını devredecek tarafın da hukuki yararı ve maddi yönden zarara uğratılması önlenmiş ya da en azından doğabilecek zararın asgaride tutulması sağlanmış olacaktır. Dava tarihi 16.03.2006 olup, karar tarihinin ise, 02.06.2009 olduğu anlaşılmıştır. Karar tarihine en yakın bilirkişi raporu, 21.01.20009 tarihidir. Bu tarihte yapılan keşifte değer tespit edilmiştir. Bilirkişiler İnşaat Mühendisi S.S.İ., Diş Hekimi M.Ç. ve Emlakçı M.A. tarafından dosyaya sunulan 21.01.2009 günlü ortak raporlarında, keşif tarihi itibariye taşınmazın değerini 170.000-TL olarak belirlemişlerdir. Karar tarihi itibariyle keşif tarihi birbirine çok yakın olup, aralarındaki süre farkı 4 ay 11 gündür. Oldukça kısa bir süre olup, karar tarihine en yakın ve makul bir süre olduğunun kabulü mümkündür. Karar tarihine en yakın olarak tespit edilen 170.000-TL’nin ½’si 85.000-TL olup açıklanan ilkeler uyarınca davalının payı için bu bedelin ödenmesi gerekir. Mahkemece az yukarıda açıklandığı üzere iki değerin toplamı olan 160.000-TL üzerinden ½ paya isabet eden 80.000-TL hüküm atına alınmıştır. Görüldüğü gibi bu miktar bedeli ödeyecek olan davacı lehinedir. Davalı tarafından da bu bedelin azlığına yönelik bir temyizi söz konusu olmadığından hükmü bu yönde temyiz eden davacının sıfatına ve aleyhe bozma yasağı kuralına göre bu husus bu nedenle bozma sebebi yapılmamıştır. Bilirkişilerin dişçi muayenehanesi olarak ticari bir ayrıcalık tanınması gerektiği görüşüyle belirlenen 20.000-TL’lik ek değer ise T.M.K.’nun sistematiğine ve somut olayda dayanılan 226/2. Fıkrasına uygun düşmemektedir. Bu nedenle kabul edilebilir nitelikte değildir. Yapılan açıklama karşısında davacının bir kaybı da söz konusu değildir. Davalı tarafın başka bir zararının olduğu veya doğduğu da kanıtlanamamıştır.

Somut olgular içerisinde çözümlenmesi gereken bir sorun da devredilecek payın bedelinin ne şekilde ödeneceği konusunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Mahkemece, koşullu olarak bedelin ödenmesi ile iptal ve tescile karar verilmiştir. Her şeyden önce bu biçimde kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır. Hukuki nitelik itibariyle ve doktrinde de ağırlıklı olarak kabul ediliş biçimine göre bu dava türü bir yasal ön alım hakkı (kanuni şufa hakkı) davasına benzetilmektedir. Nitelendirme böyle olunca paranın ödenmesinin de yasal ön alım davalarında öngörülen yönteme yapılması gerekmektedir. Şu halde hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten sonra ve hüküm tarihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda mahkemece davacı tarafa süre ve imkan tanınması , 80.000-TL’nin depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra kararın verilmesi düşünülmelidir. Mahkemenin bu kararı nitelik itibariyle eşler arasındaki devir borcu doğuran bir borç sözleşmesi niteliğindedir. T.M.K.’nun 226/2. Maddesine dayalı olarak açılan dava, T.M.K.’nun 716. Maddesi anlamında bir mülkiyetin tanınması (mülkiyetin hükmen geçirilmesi) davası niteliğinde olmaktadır. Erişilen bu sonuç karşısında, her halde faize hükmedilmelidir.

Davalı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava nitelik itibariyle kanuni şufa hakkına benzer bir dava türü olduğu kabul edildiğinden H.U.M.K.’nun 416, 417 ve 423. Maddeleri gereğince davalı taraf yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmaktadır. Üstün yararı olduğunu kanıtlayan eşe, pay sahibi eşin payını devretmeye yanaşmaması durumunda T.M.K.’nun 216/2. Maddesi gereğince üstün yarar sahibi eş dava açmak zorunda kalacaktır. Böylece pay sahibi davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinin kabulü söz konusu olmaktadır. Bu durum karşısında H.U.M.K.’nun 94/2. Fıkrasına göre, davalı tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması için maddede öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davalı taraf hem dava açılmasına sebebiyet vermemiş olacak, hem de ilk yargılama oturumunda davayı kabul etmiş olacaktır’. Somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. Maddesinde öngörülen koşullar da gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerle davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.

(Y. 8. H.D. 30.03.2010 T, 2009/6961 Esas ve 2010/1449 Karar )

Tags: